Z

Posted on 10th Ekim 2010 in islam

ZABİT: (Ar.) Er. 1. Askere kumanda eden rütbeli asker. 2. Ticaret gemilerinden, geminin hareketini yöneten idareci. 3. İdare etme gücü olan. (Mecaz): Tuttuğunu koparan, dediğini yaptıran kimse.

ZADE: (Fars.) Er. 1. Evlat, oğul. 2. Dürüst, doğru adam.

ZAFER: (Ar.) l. Amaca ulaşma, basan. 2. Düşmanı yenme, üstün gelme, utku. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZÂFİR: (Ar.) Er. – Zafer kazanan, üstün gelen.

ZAĞNOS: (Tür.) Er. – Bir tür doğan ‘ kuşu.

ZÂHİD: (Ar.) Er. – Zühd sahibi, şüpheli şeyleri bile terkederek günahtan kaçan, Allah korkusuyla dünya nimetlerinden el çeken (kimse) muttaki.

ZAHİDE: (Ar.) Ka. – (bkz. Zahid).

ZAHİR: (Ar.) Er. – Parlak, parlak yıldız. Allah’ın isimlerindendir. Kur’an-ı Kerim’de Hadid suresi 3. ayette geçer.

ZAHİRE: (Ar.) Ka. – (bkz. Zahir).

ZAİD: (Ar.) Er. – Artan, artıran. -Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

ZAİDE: (Ar.) Ka. – (bkz. Zaid).

ZAİK: (Ar.) Er. – Tad alan, tadıcı, tadan.

ZAİKA: (Ar.) Ka. – (bkz. Zaik).

ZAİM: (Ar.) Er. 1. Kefil. 2. Prenses, şef.

ZAİME: (Ar.) Ka. – (bkz. Zaim).

ZAKİR: (Ar.) Er. – Zikreden, ,anan. Allah’ı gerektiği gibi teşbih ve tehmid eden. Kur’an’ı öğüt verici, gerçek bir zikir olarak gören.

ZAKİRE: (Ar.) Ka. – (bkz. Zakir).

ZAMBAK: (Ar.) Ka. – Güzel ve iri çiçekli bir süs bitkisi.

ZAMİR: (Ar.) Er. 1. İç, yüz. 2. Yürek, vicdan. 3. Gönülde gizli olan sır. 4. Adın yerini tutan sözcük.

ZAMİRE: (Ar.) Ka. – (bkz. Zamir).

ZARAFET: (Ar.) Ka. – İncelik, güzellik, zariflik.

ZARİF: (Ar.) Er. 1. Nazik ve hoş konuşan, ince ve hoş tavırlı olan kimse, kibar. 2. İnceliği, latifliği ile hoşa giden.

ZARİFE: (Ar.) Ka. – (bkz. Zarif).

ZATİ: (Ar.) Er. 1. Kendiyle ilgili, kendine ait, özel. 2. Özle ilgili.

ZATİNUR: (Ar.) Ka. – Aydınlık, nurlu kişi.

ZATİYE: (Ar.) Ka. – (bkz. Zati).

ZAYİÇE: (Fars.) Ka. – Yıldızların belli zamandaki yerlerini gösteren cetvel.

ZEBERCET: (Ar.) Ka. – Zümrütten daha açık yeşil olan, zümrüt kadar değerli olmayan bir süs taşı.

ZEBİH: (Ar.) Er. 1. Kesilmiş veya kesilecek kurban. 2. Hz. İsmail ile Hz. Muhammed’in babası Hz. Abdullah’ın lakabı.

ZEHEB: (Ar.) Er. – Altın. (bkz. Zer).

ZEHRA: (Ar.) Ka. – Çok beyaz ve parlak yüzlü. Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatıma’nın lakabı.

ZEHRE: (Ar.) Ka. – Çiçek. (bkz. Şükufe).

ZEHREVAN: (Ar.). – Kur’an’daki sure-i Bakara ile Sure-i Al-i İmran. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZEKAİ: (Ar.) Er. – Zekayla ilgili, zekaya ait.

ZEKAVET: (Ar.) Ka. – Zeka, zeki-lik.

ZEKERİYA: (Tür.) Er. – Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen peygamberlerden biri.

ZEKİ: (Ar.) Er. 1. Zekalı çabuk anlayan ve kavrayan. 2. Zeka belirten.

ZEKİRE: (Ar.) Ka. – Belleği güçlü olan, unutmayan.

ZEKİYE: (Ar.) Ka. – Anlayışlı, kavrayışlı, zeka sahibi.

ZELİHA: (Ar.) Ka. – (bkz. Züleyha).

ZEMHERİR: (Ar.) – Gündönümünden sonraki şiddetli soğuklar, kara kış. (22. Aralık’tan 31 Ocak’a kadar). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZEMİN: (Fars.) Er. 1. Yer, yeryüzü. 2. Temel, dayanak. Konu, tema.

ZEMİNE: (Fars.) Ka. – (bkz. Zemin).

ZEMZEM: (Ar.) – Ka’be çevresindeki ünlü kuyu ve bu kuyunun müslümanlarca kutsal sayılan suyu. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZENAN: (Fars.) Ka. 1. Kadınlar. 2. (bkz. Nisa).

ZENNİŞAN: (f.a.i.) Ka. – Ünlü, tanınmış kadın.

ZENNUR: (Tür.) Ka. – (bkz. Zinnur).

ZERR: (Ar.) Er. – Karınca yumurtası. Ebu Zerr: Ashab-ı Kiram’da zühd ve takvaca meşhur bir zat.

ZERAK: (Ar.) – Mavi, gök renkli. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZERARE: (Fars.) – Saçıntı, saçılan şey. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZEREFŞAN: (Fars.) Ka. 1. Altın saçan, altın saçıcı. 2. Altın kakmalı. 3. Bir lale türü.

ZEREN: (Tür.) – Anlayışlı, kavrayışlı, zeki. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZERGUN: (Fars.) Ka. – Altın renkli, altın gibi san olan.

ZERGÜL: (Fars.) Ka. – Altın gibi.

ZERİA: (Ar.) Ka. – Vesile, bahane, fırsat.

ZERİN: (Fars.) – Altından olan, altın gibi parlak olan, san olan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZERİŞTE: (Fars.) 1. Altın tel, sırma. 2. San. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZERKA: (Ar.). 1. Gök gözlü. 2. Gök mavisi. 3. Mavi. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZERNİGAR: (Fars.) Ka. – Altınla işlenmiş, yaldızlı.

ZERNİŞAN: (Fars.) Ka. – Kılıç gibi şeylerin üzerine kakma altınla yapılan işleme, süs.

ZERRİN: (Fars.) Ka. 1. Altından mamul. 2. Altın renginde sarı. 3. Parlak. 4. Güzel kokulu bir cins çiçek. 5. Fulya.

ZERTAR: (Fars.) Ka. 1. Altın tel, sırma. 2.Güneş ışını.

ZERVER: (Fars.) – Altın yaldızlı olan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZEVAHİR: (Ar.) 1. Parlak yıldızlar. 2. (bkz. Zahir). – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZEVAL: (Ar.) Er. 1.Yerinden ayrılıp, gitme. 2. Zail olma, sona erme. 3. Güneşin başucunda bulunma zamanı.

ZEVKAN: (Ar.) 1. Zevk bakımından, zevkçe. 2. Zevk yoluyla. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZEVRA: (Ar.) 1. Dicle nehri. 2. Bağdat şehri. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZEVRAK: (Ar.). 1. Kayık, sandal. 2. Mekke’de yapılan zemzem şişesi. 3. Çiçek testisi, kadehi. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZEVVAK: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi çok fazla tadan. 2. Bir şeyi çok fazla deneyen. 3. Bir şeyin çok fazla farkına varan.

ZEYCAN: (Fars.) Er. – Candan, cana yakın.

ZEYNEB: (Ar.) Ka. – Değerli taşlar, mücevherler. Zeyneb binti Cahş: Peygamberimiz (s.a.s)’ in hanımlarından.

ZEYNEDDİN: (Ar.) Er. – Dinin zineti, süsü.

ZEYNEL: (Tür.) Er. – Zeynelabidin adından kısalmış ad.

ZEYNELABİDİN: (Ar.) Er. İbadet edenlerin süsü.

ZEYNİ: (Ar.) Er. – Süsle, bezekle ilgili.

ZEYNİYE: (Ar.) Ka. – (bkz. Zeyni).

ZEYNO: (Tür.) Ka. – Zeynep adının bozulmuş hali.

ZEYNULLAH: (Ar.) Er. – Allah’ın süsü.

ZEYNUR: (Ar.) Er. – (bkz. Zinnur).

ZEYREK: (Tür.) Er. 1. İlgi çekici. 2. Eli uz, usta. 3. Akıllı, zeki.

ZEYYAL: (Ar.) Ka. – Uzun etekli.

ZEYYAN: (Ar.) Ka. – Süsler, pırıltılar.

ZEYYAT: (Ar.) Er. – Zeytinyağı, zeytinyağı yapan kimse.

ZİBA: (Fars.) Ka. 1. Süslü, güzel. 2. Yakışıklı.

ZİCAN: (Fars.) Ka. 1. Canlı, canayakın, candan.

ZİBARU: (Fars.) Ka. – Güzel yüzlü, dilber.

ZİHNİ: (Ar.) Er. – Zihinle, akılla ilgili.

ZİHNİYE: (Ar.) Ka. – (bkz. Zihni).

ZİKRİ: (Ar.) Er. – Anma ile ilgili.

ZİKRA: (Ar.) 1. Anma, hatırlama. 2. İbret, örnek. 3. Öğüt. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZİNET: (Ar.) Ka. – Süs, bezek.

ZİNDE: (Fars.) 1. Diri, yaşayan, canlı. 2. Dinç, sağlam, güçlü kuvvetli. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZİNNUR: (Ar.) Er. – Nurlu, ışıklı, aydınlık.

ZİNNURE: (Ar.) Ka. – (bkz. Zinnur).

ZİNNUREYN: (Ar.) Er. – İki nur sahibi. Hz. Osman’a Hz. Muhammed (s.a.s)’in iki kızıyla evlendiği için bu ad verilmiştir.

ZİRVE: (Ar.) – Doruk, bir şeyin en yüksek noktası, tepesi. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZİŞAN: (Ar.) 1. Şanlı, sereni. 2. Canlı. 3. Bir tür lale. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZİVEKAR: (Ar.) Er. – Vekarlı. Vakar dolu. Vakar sahibi.

ZİVER: (Fars.) – Süs, bezek. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZİVERBEY: (Tür.) Er. – (bkz. Ziver).

ZİYA: (Ar.) Er. – Aydınlık, parlaklık, nur, ışık.

ZİYAD: (Tür.) Er. – Fazlalık, çokluk. – Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır. Ziyat.

ZİYAEDDİN: (Ar.) Er. – Dinin ışığı, aydınlığı.

ZİYNET: (Tür.) Ka. – (bkz. Zinet).

ZİYNETİ: (Ar.) Ka. – Süsle, bezekle ilgili

ZOBU: (Tür.) Er. 1. İri yarı, kadın, kaba. 2. Delikanlı. 3. Zor, sıkıntılı. 4. Eski vezir konaklarındaki hizmetlilere verilen ad.

ZORAL: (Tür.) Er. – Zor al.

ZORLU: (Tür.) Er. 1. Güzel, çok güzel, iyi. 2. Yakışıklı. 3. Güçlü, dayanıklı.4. Sert, keskin. 5. Yürekli, cesur. 6. Girgin, girişken.

ZUHAL: (Ar.) Ka. – Güneşe uzaklık bakımından altıncı durumda olan gezegen, satürn.

ZUHUR: (Ar.) Görünme, meydana çıkma, baş gösterme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ZUHURİ: (Ar.) Er. – Orta oyununda komik rolünü yapan kimse.

ZÜBEYDE: (Ar.) Ka. – Öz, asıl, cevher.

ZÜBEYR: (Ar.) Er. – Yazılı, küçük şey.

ZÜBEYİR: (Ar.) Er. – (bkz. Zübeyr).

ZÜHDİYE: (Ar.) Ka. – Her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete veren. – Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

ZÜHDİ: (Ar.) Er. – (bkz. Zühdiye).

ZÜHEYR: (Ar.) Er. 1.Küçük çiçek, çiçekcik. 2. Banet Suad kasidesinin sahibi olan Ka’b'ın kendisi gibi şair olan babası.

ZÜHRE: (Ar.) Ka. – Çoban yıldızı, venüs.

ZÜLAL: (Ar.) Ka. 1. Hafif, saf ve tatlı su.

ZÜLEYHA: (Ar.) Ka. – Hz. Yusuf un hanımı, güzelliğiyle ünlenmiştir.

ZÜLFİ: (Ar.) Er. 1. (bkz. Zülfıkar). 2. Kılıcın kabzasına iliştirilen süs.

ZÜLFİBAR: (Fars.) Ka. – Dağılmış, saçılmış saç.

ZÜLFiKÂR: (Ar.) Er. 1. Hz. Peygamberin Hz. Ali’ye hediye ettiği çatal ağızlı kılıç. 2. İki parçalı.

ZÜLFİYAR: (Fars.) Ka. – Sevgilinin zülüflü saçı.

ZÜLFİZAR: (Fars.) Ka. – Ağlayan, inleyen saç.

ZÜLKARNEYN: (Ar.) Er. 1. İki boynuzlu anlamında. 2. Kur’an-ı Kerim’de adı geçen şahıs. 3. Büyük İskender.

ZÜMER: (Ar.) Er. 1. Zümreler, gruplar. 2. Kur’an-ı Kerim’in 39. süresi.

ZÜMRA: (Ar.) Ka. 1. Güzel, iyi ahlaklı. 2. Cesur, yiğit, yürekli. 3. Zeki, bilgili kadın.

ZÜMRÜT: (Ar.) Ka. – Parlak yeşil renkli kıymetli taş.

ZÜRARE: (Ar.) Ka. – Saçıntı, saçılan şey.

comments: 0 » tags:

V

Posted on 10th Ekim 2010 in islam

VABİL: (Ar.) Er. – İri damlalı yağmur.

VABİLE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vabil)

VACİB: (Ar.) Er. 1. Dini (şer’i) bakımdan terkedilmesi doğru ve uygun olmayan, kesinlik bakımından farzdan sonra gelen. 2. Çok lüzumlu, bırakılması mümkün olmayan zaruri. -Türk dil kuralına göre “b/p” olarak kullanılır.

VACİBE: (Ar.) Ka. – Yapılması gerekli olan.

VACİD: (Ar.) Er. – Yaratan, meydana çıkaran. – Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

VACİDE: (Ar.) Ka. 1. Meydana getirici, yaratıcı. 2. Varlıklı, zengin.

VAFE: (Fars.) 1. Nasip, kısmet. 2. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VAFİ: (Ar.) Er. – Yeter, tam. Sözünde duran, sözünün eri.

VAFİD: (Ar.) Er. – Elçi, temsilci, rasul.

VAFİR: (Ar.) Er. – Çok, bol.

VAFİRE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vafir).

VAFİYE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vafi).

VAHA: (Ar.) – Çöllerin su bulunan kesimlerinde oluşan bitkili alan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VAHAB: (Ar.) Er. – Bağışlayan, ihsan eden. – Türk dil kuralına göre “b/p” olarak kullanılır. “Abd” takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur: Abdülvahab.

VAHAT: (Ar.) Er. – Çöl ortasında suyu ve yeşilliği olan yerler. Vahalar.

VAHDEDDİN: (Ar.) Er. – Dinin tekliği, birliği. – Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

VAHDET: (Ar.) Er. 1. Yalnızlık, teklik, birlik. 2. Allah’ı birlemek, şirkten uzaklaşmak. 3. Hakimiyet ve teşri’i (yasa koyuculuğu) yalnız Allah’a ait olarak görmek.

VAHİB: (Ar.) Er. – Bağışlayan, bağışlayıcı. – Türk dil kuralına göre “b/p” olarak kullanılır.

VAHİBE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vahib).

VAHİD: (Ar.) Er. – Bir, tek, yalnız. Allah’ın sıfatlarındandır. – Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

VAHİDDİN: (Ar.) Er. – Tek din, dinin tekliği.

VAHİDE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vahid).

VAİD: (Ar.) Er. – Birini iyiliğe sevk ve kötülükten uzaklaştırmak için korkutma, yıldırma.

VAİL: (Ar.) Er. – Sığınan, kurtulan. Sahabe adlarındandır: Vail b. Hucr.

VAİZ: (Ar.) Er. – Dinsel öğütlerde bulunan kimse.

VAİZE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vaiz).

VAKAR: (Ar.) – Ağırbaşlılık, haysiyetini koruma, temkin sabır, heybet. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VAKİ: (Ar.) Er. l.Vuku bulan, olan, düşen, olagelen, rastlayan. 2. Geçen, geçmiş olan.

VAKIA: (Ar.) Ka. – (bkz. Vaki).

VAKIF: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi elde eden, bir işten haberli olan. 2. Duran, ayakta duran. Arafat’ta vakfe yapan.

VAKKAS: (Ar.) Er. – Okçu, savaşçı. Sahabe isimlerindendir.

VAKUR: (Ar.) Er. – Ağırbaşlı, temkinli.

VALA: (Fars.) – Yüksek, yüce. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VALAŞAN: (Fars.) Er. – Şanı yüce, şanlı.

VALAY: (Fars.) – Yükseklik, yücelik. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VALİ: (Ar.) Er. – Bir vilayeti idare eden en büyük memur.

VALİH: (Ar.) Er. – Şaşakalmış, hayret etmiş, hayran.

VALİHE: (Ar.) Ka. – (bkz. Valih).

VAMIK: (Ar.) Er. 1. Seven, aşık. 2. Vamık ile Azra öyküsünün erkek kahramanı.

VAMIKA: (Ar.) Ka. – (bkz. Vamık).

VARAKA: (Ar.) Er. 1. Tek yaprak, tek kağıt. Yazılı kağıt. 2. İlk vahyin gelmesi üzerine Hz. Hatice’nin Hz. Peygamber’i alıp götürdüğü meşhur kişi: Varaka b. Nevfel. 3. Varaka ile Gülşah hikayesinin erkek kahramanı.

VARESTE: (Fars.) 1. Kurtulmuş. Serbest, rahat, azade. 2. İlişiksiz. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VARGIN: (Tür.) – Ulaşan, isteğine kavuşan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VÂSIF: (Ar.) Er. 1. Vasfeden, vasıflandıran. Bir kimse veya şeyi başkalarından ayıran kendine has hal, nitelik hususiyet. 2. Bir şeyin mahiyeti, sıfatı, tabiatı, karakteri ile bunların tarif ve sayılması.

VASIFE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vasıf).

VASIK: (Ar.) Er. – Güvenilen, emin, mutemed. Abbasi halifelerinden birinin unvanı.

VASIL: (Ar.) Er. – Ulaşan, kavuşan, yetişen.

VASILA: (Ar.) Ka. – (bkz. Vasıl).

VARİD: (Ar.) Er. 1. Gelen, vasıl olan, erişen. 2. Bir şey hakkında çıkan, söylenen.

VARİDE: (Ar.) Ka. – (bkz. Varid).

VARİS: (Ar.) Er. – 1. Cenab-ı Hakk’ın 99 isminden birisi. Mal ve mülkün, bütün değerlerin son ve gerçek sahibi yüce Allah. 2. Varis kelimesi, müslümanlar kastedilerek de kullanılmıştır. 3. Mirasçı, kendisine miras düşen.

VARIŞ: (Tür.) Er. – Zeka, anlayış, akıl.

VARLIK: (Tür.) – Yaşam, hayat. Var olan herşey. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VAROL: (Tür.) Er. – Yaşa, uzun ve sağlıklı bir yaşamın olsun.

VASFİ: (Ar.) Er. – Vasıfla ilgili, vasfa ait. Nitelikli.

VASFİYE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vasfı).

VASİ: (Ar.) Er. 1. Vasiyeti yerine getiren, vesayeti yüklenen kimse, henüz reşid olmamış çocuğun işlerine bakmakla mükellef kimse. 2. Geniş, açık, enli, bol, kapsayıcı. 3. Her şeyi ihata edici. Bilgisinin boyutları sınırsız. 4. Allah’ın isimlerinden (bkz. Abdülvasi). Kur’an-ı Kerim’de zikredilen isimlerdendir.

VASİLE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vasıl).

VASSAF: (Ar.) Er. – Niteliklerini bildirerek anlatan ya da öven. Vassaf el-Hazrat. İranlı tarihçi, yazar.

VASSAL: (Ar.) Er. 1. Vasleden, ulaştıran, birleştiren. 2. Sayfalan yapışan, eski yazılı bir kitabın sayfalarını ayıran sanatkar.

VASSALE: (Ar.) Ka. – (Eski) yazma eserlerin kenarlı kısmına kağıt ilavesi suretiyle yapılan tamir şekli.

VATAN: (Ar.) Er. – Yurt, ülke.

VAZAH: (Ar.) Er. – Beyaz, güzel yüzlü adam.

VAZAHAT: (Ar.) Ka. – Vazıhlık, açıklık.

VECAHEDDİN: (Ar.) Er. – Dinin yüceliği, onuru. – Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

VECAHET: (Ar.) Ka. 1. Güzel yüzlülük, gösterişlilik, güzel yüz. 2. Saygınlık, onur.

VECAZET: (Ar.) Ka. – Sözün, veciz kısa oluşu.

VECDET: (Ar.) Er. – Zenginlik, varsallık.

VECDİ: (Ar.) Er. – Coşkunlukla ilgili, coşkunlukla oluşan.

VECDİYE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vecdi).

VECHİ: (Ar.) Er. – Yüzle ilgili, yüze ait.

VECHİYE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vechi).

VECİBE: (Ar.) Ka. – Ödev, boyun borcu, vazife.

VECİD: (Ar.) Er. 1. Bir şeyin güzelliği karşısında kendini kaybedecek dereceye gelmek, coşkulanmak. 2. Tanrı sevgisinden dolayı duyulan coşkunluk, sevinç.

VECİH: (Ar.) Er. 1. Yüz, çehre. 2. Tarz, üslup. 3. Sebeb, vesile.

VECİHE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vecih).

VECİHİ: (Ar.) Er. 1. Güzellik, hoşluk, uygunlukla ilgili.2. Bir kavmin önderi, şeref ve mevki sahibi. Vecihi: Türk tarihçisi. (Kırım 1620).

VECİZ: (Ar.) Er. – Kısa, derli toplu.

VECİZE: (Ar.) Ka. – Derin anlamlı, özlü, güzel söz.

VECNE: (Ar.) Ka. – Yanak yumrusu, elmacık.

VEDA: (Ar.) Ka. 1. Ayrılırken söylenen selamlama sözü. 2. Ayrılma, ayrılış.

VEDAT: (Ar.) Er. – Sevgi, dostluk.

VEDİ: (Ar.) Er. – Başkasının malını saklamakla görevli kimse.

VEDİA: (Ar.) Ka – Saklanılması, korunması için birine ya da bir yere bırakılan emanet.

VEDÎATULLAH: (Ar.) – Allah’ın emaneti, dini. Kadınlar da Allah’ın emaneti olarak nitelenmişlerdir.

VEDİD: (Ar.) Er. – Dost, sevgisi çok olan. – Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

VEDİDE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vedid).

VEDUD: (Ar.) Er. 1. Çok muhabbetli, çok şefkatli. 2. Allah’ın isimlerinden. İyi kullarını sevip onlara rahmet ve rızasını irade eden yüce Allah. -(bkz. Abdülvedud). Kur’an’da Hud, ayet: 90; Buruc, ayet: 14′te zikredilmiştir.

VEFA: (Ar.) Er. 1. Sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme. 2. Sevgi, dostluk ve bağlılıkta sebat. Yetme yetişme; ömrü vefa etme­di.

VEFAİ: (Tür.) Er. – Vefa ile ilgili.

VEFAKAR: (a.f.i.) – Sevgisi geçici olmayan, vefası olan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VEFİ: (Ar.) Er. 1. Vefalı, bağlı. 2. Tam, mükemmel, eksiksiz.

VEFİA: (Ar.) Ka. 1. Vefalı, sevgisi geçici olmayan. 2. Tam, eksiksiz.

VEFİK: (Ar.) Er. – Uygun, muvafık, arkadaş, yoldaş, aynı fikirde olan. Ahmed Vefik Paşa.

VEFİKA: (Ar.) Ka. – (bkz. Vefik).

VEFİR: (Ar.) Er. – Çok, bol.

VEFİRE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vefir).

VEFRET: (Ar.) – Çokluk, bolluk. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VEHBİ: (Ar.) Er. – Allah’ın ihsanı sonucu olan. Allah vergisi, fıtri.

VEHBİYYE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vehbi).

VEHHÂB: (Ar.) Er. – Çok hibe eden, bağışlayan. Sayısız nimetler veren yüce Allah. Bu isim Esmau’l-Hüsna’dan-dır. Kur’an-ı Kerim’de, Al-i İmran, ayet: 8; Sa’d suresi ayet: 9 ve 35′te geçmektedir. – (bkz. Abdülvehhab).

VEHHAC: (Ar.) Er. – Çok parıltı. Çok alevli.

VEHB: (Ar.) Er. – Bağışlama, bağış, vergi. Vehb b. Münebbih: Kitabü’l-Kader’in müellifi.- Türk dil kuralına göre “b/p” olarak kullanılır.

VEKİL: (Ar.) Er. 1. Başkasının yerine ve adına hareket eden veya konuşan. 2. Asıl vazifelinin yerine çalışan, bir vazifeyi geçici olarak idare eden. 3. Hükümet üyesi olan kimse, bakan, nazır. 4. Kur’an’da Allah’ın ismi olarak da geçmektedir, (bkz. Abdülvekil).

VEKKAD: (Ar.) Er. – Parlak, aydınlık, ışıklı.

VELA: (Ar.) Er. – Yakınlık, sahiplik. Efendisinin, azat ettiği köle ve cariyesi ile olan münasebeti ve onlar üzerindeki hakkı.

VELADET: (Ar.) – Doğuş, dünyaya gelmek, ortaya çıkmak.

VELAYA: (Ar.) Ka. – Ermiş kadınlar.

VELAYET: (Ar.) Ka. l. Velilik, ermişlik. Veli ve ermiş olan kimsenin hali ve sıfatı. 2. Başkasına sözünü geçirme. 3. Dostluk, sadakat.

VELİ: (Ar.) Er. 1. Çocuğun bakımı ve idaresi üzerinde olan, hal ve hareketlerinden sorumlu bulunan kimse. 2. Dost, yakın. 3. Allah’ın sevgili kulu, ermiş evliya. Allah’ın isimlerinden. (bkz. Abdulveli).

VELİCAN: (Ar.) Er. – Candan, dost, yakın.

VELİD: (Ar.) Er. – Yeni doğmuş çocuk. Erkek çocuk, köle. Sahabe isimlerindendir.

VELİDE: (Ar.) Ka. – (bkz. Velid).

VELİME: (Ar.) Ka. – Düğün ziyafeti. Evlenme, düğün.

VELİYE: (Ar.) Ka. -(bkz. Veli).

VELİYULLAH: (Ar.) Er. – Allah’ın sevgili kulu. Allah’a teslim olmuş, onun hakimiyet ve sultasının dışında hakimiyet ve sulta tanımayan. Yalnızca Allah’ı, rasulünü ve mü’minleri dost edinen.

VELİYÜDDİN: (Ar.) Er. – Dinin sahibi. Dinin dostu.

VELU: (Ar.) Er. – Bir şeye fazla düşkün olan.

VELUD: (Ar.) Ka. – Doğurgan, çok doğuran.

VEMİZ: (Ar.) Er. – Bulut arasından görünen ışık.

VENÜS: (Fran.) Ka. – Merkür’den sonra, Güneş’e en yakın olan gezegen. Çobanyıldızı.

VERÂ: (Ar.) Ka. 1. Günah ve haramdan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durma, takva, ittika. 2. Halk, mahluk, alem, kainat.

VERDA: (Ar.) Ka. – Gül.

VERDİ: (Ar.) Er. – Güle ait, gül ile ilgili.

VERDİNAZ: (a.f.i.) Ka. – Naz gülü, nazlıların gülü.

VERGİ: (Tür.) – Bir kimsenin doğuştan sahip olduğu iyi nitelikler. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VERGİN: (Tür.) – Verici, özverili kimse. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VERİM: (Tür.) – Ortaya çıkan, beklenilen, istenilen sonuç. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VERKA: (Ar.) Er. 1. Yabani güvercin, üveyik. 2. Açık, boz renk.

VERRAK: (Ar.) Er. – Kağıtçı. Ünlü Arap kelam bilgini: Ebu İsa Muhammed b. Harun el-Verrak.

VERŞAN: (Ar.) – Çevreye şan ver, ünlen, ünlü ol. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VERZİŞ: (Fars.) Ka. 1. Çalışma, işletme. 2. Çalışmış.

VESAMET: (Ar.) – Güzellik, güzel olma. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

VESİK: (Ar.) Er. – Çok sağlam, güçlü.

VESİKA: (Ar.) Ka. – İnanılacak sağlam delil. Belge.

VESİLE: (Ar.) Ka. 1. Neden, sebep. 2. Elverişli durum. 3. Kavuşma, yaklaşma. 4. Rasulullah’ın cennetteki makamı. Maide suresi 57. ayette geçmektedir.

VESİM: (Ar.) Er. – Güzel yüzlü.

VESİME: (Ar.) Ka. – (bkz. Vesim).

VEYİS: (Tür.) Er. – Yoksulluk, muhtaçlık.

VEYSEL: (Ar.) Er. – Aslı Üveys’tir. Kurt anlamında. Veysel Karanı: Raşid halifeler döneminde Şam’dan Medine’ye gelerek yaşamış, Medine-i Münevvere’de itibarlı bir hayat sürmüş. Hadis-i şeriflerde övülmüş meşhur veli. Sıffin savaşında şehid olduğu söylenir. – (bkz. Üveys).

VEYSİ: (Ar.) Er. – Yoksul, muhtaç. Veysi: Türk şair, yazar (Üsküp 1625).

VEZİME: (Ar.) Ka. – Beytullah’a gönderilen hediye, armağan.

VEZİR: (Ar.) Er. – Osmanlı devletinde, askeri ve idari en yüksek derece olan vezirlik rütbesinde olan kimse.

VEZİRE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vezir).

VİCDAN: (Ar.) Ka. 1. İyiyi kötüden, hayrı serden ayırmayı sağlayan iç duygu, ahlak şuuru. His duygu. 2. Din, inanç.

VİDAD: (Ar.) Er. – Sevme, sevgi. Dostluk.

VİDADE: (Ar.) Ka. – (bkz. Vidad).

VİLDAN: (Ar.) Ka. 1. Yeni doğmuş çocuklar. 2. Kullar, köleler. Kur’an’da zikredilmiştir.

VİSALİ: (Ar.) Er. – Kavuşma, ulaşma ile ilgili.

VİSAM: (Ar.) Er. – Damgalı, nişanlı.

VOLKAN: (Fran.) Er. – Yanardağ, burkan.

VURAL: (Tür.) Er. – Vur al.

VURALHAN: (Tür.) Er. – Vural han.

VURGUN: (Tür.) Er. – Birine aşık, tutkun.

VUSKA: (Ar.) – Çok sağlam, pek kuvvetli. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Urvetul-Vuska (Pek sağlam kulp) müslümanlık.

VUSLAT: (Ar.) Ka. – Ulaşma, erişme, kavuşma, buluşma, beraber olma.

VUSTA: (Ar.) Er. 1. Orta, ortada bulunan, arada olan, iç. 2. Orta parmak.

VÜREYKA: (Ar.) Ka. – Yaprakçık, küçük yaprakçık.

comments: 0 » tags:

Ü

Posted on 10th Ekim 2010 in islam

ÜBAB: (Ar.) Er. – Şiddetli, taşkın sel suyu.

ÜBABE: (Ar.) Ka. – (bkz. Übab).

ÜBEY: (Ar.) Er. - Sahabedendir. Übey b. Ka’b.

ÜBEYDULLAH: (Ar.) Er. – Allah’ın kulu.

ÜBEYD: (Ar.) Er. Köle, kölecik, kul.- Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

ÜBEYDE: (Ar.) Ka. – (bkz. Übeyd).

ÜBHET: (Ar.) Er. – Büyüklük, ululuk.

ÜÇEL: (Tür.) 1. Yüce, yüksek. 2. Arka. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜÇER: (Tür.) Er. – Üç er.

ÜÇGÜL: (Tür.) Ka. 1. Yaban yoncası. 2. Üç gül.

ÜÇOK: (Tür.) Er. – Oğuz destanına göre sol kolda bulunan 12 Oğuz boyuna verilen ad.

ÜFTADE: (Fars.) Ka. 1. Düşmüş, düşkün. 2. Aşık.

ÜFTADEGİ: (Fars.) Er. – Düşkünlük.

ÜGE: (Tür.) – Ünlü, şöhretli. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜKE: (Tür.) – Onur, şeref. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜKSÜM: (Ar.) Ka. – Çayırı, çimeni çok güzel bahçe.

ÜLEZ: (Tür.) 1. Batmakta olan güneş. 2. Salgın. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLFER: (Ar.) – Büyük su, ırmak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLFET: (Ar.) 1. Alışma, kaynaşma. 2. Görüşme, konuşma. 3. Dostluk, arkadaşlık. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLGEN: (Tür.) 1. Yüce, yüksek, ulu. 2. İyilik tanrısına verilen ad. – İsim olarak kullanılmaz.

ÜLGENALP: (Tür.) Er. 1. Yüce, ulu, yiğit. 2. Ülgen – alp.

ÜLGENER: (Tür.) Er. Yüce, ulu kimse. – Ülgen – er.

ÜLGER: (Tür.) – Kumaş vb. şeylerdeki ince tüy. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLGÜ: (Tür.) Er. 1. Yakışıklı kimse. 2. Pay, hisse. 3. Tutum, tavır.

ÜLKE: (Tür.) 1. Bir devletin egemenliği altında bulunan yerlerin tümü. 2. Yurt, vatan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLKEM: (Tür.) Yurdum, vatanım. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLKEN: (Tür.) – Senin yurdun, senin vatanın. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLKENUR: (Tür.) – Yurdunu aydınlatan ışık. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLKER: (Tür.) – Boğa burcunda yedi yıldızdan biri. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLKÜ: (Tür.) – Amaç edinilen, ulaşılmak istenilen şey. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLKÜM (Tür.) – Amacım, ulaşmak istediğim şey. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLKÜMEN: (Tür.) Er. – Ülküsü olan. bir ülküye bağlı olan kimse.

ÜLKÜSEL: (Tür.) – Ülkü ile ilgili, ülkü niteliğinde. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜLMEN: (Tür.) Er. – Denizci, deniz adamı.

ÜMERA: (Ar.) Er. – Beyler, emirler.

ÜNAN: (Ar.) – İnleme, nalan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSA: (Ar.) Ka. – Kadın, kız, nisa.

ÜMİT: (Fars.) – (bkz. Umut). – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜMMET: (Ar.) – Bir peygambere inananların hepsi. İslam dinine bağlı olanların hepsine verilen ad.

ÜMMİYE: (Ar.) Ka. – Anneye ait, anneyle ilgili.

ÜMMÜHAN: (Ar.) Ka. – Hükümdar anası.

ÜMNİYE: (Ar.) Ka. 1. Umut. 2. İstek, arzu. 3. Niyet.

ÜMRAN: (Tür.) – (bkz. Ümran). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNAL: (Tür.) 1. Adın duyulsun, tanın, ün kazan. 2. Ün al. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNALAN: (Tür.) Er. – Adı duyulmuş, ün kazanmış.

ÜNALDI: (Tür.) Er. – Ün aldı.

ÜNALMIŞ: (Tür.) Er. – Ün ve şan kazanmış.

ÜNALP: (Tür.) Er. – Tanınmış, ünlü, yiğit.

ÜNAY: (Tür.) – Ay gibi tanınmış, ünü parlak, şöhretli.

ÜNEK: (Tür.) Er. 1. Kahraman, yiğit. 2. Ünlü tanınmış.

ÜNER: (Tür.) Er. – Tanınmış, ünlü yiğit.

ÜNGÖRMÜŞ: (Tür.) Er. – Ün görmüş.

ÜNGÜN: (Tür.) Er. – Ün gün.

ÜNGÜR: (Tür.) Er. – Mağara.

ÜNKAN: (Tür.) Er. – Tanınmış soydan gelen, soylu kan.

ÜNLEM: (Tür.) – Ses, seda, çağrı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNLÜ: (Tür.) – Tanınmış, adı duyulmuş şöhretli, şanlı. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNLÜER: (Tür.) Er. – Tanınmış, ünlü kimse.

ÜNLÜOL: (Tür.) Er.- Adın duyulsun, ün kazan.

ÜNLÜSOY: (Tür.) Er. – Tanınmış soydan gelen.

ÜNSAÇ: (Tür.) Adın duyulsun, ünlen. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSAL: (Tür.) – Adın duyulsun. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSAN: (Tür.) – (bkz. Ünsal). – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSEV: (Tür.) – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSEVEN: (Tür.) – Ün seven. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSEVER: (Tür.) – Ün sever. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSEVİN: (Tür.) – Ün sevin. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNSİ: (Ar.) Er. 1. Alışmış, sokulgan. 2. Arkadaş, dost.

ÜNSİYYE: (Ar.) Ka. – (bkz. Ünsi).

ÜNÜVAR: (Tür.) 1. Ünü var. 2. Ünlü tanınmış. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNVER: (Tür.) – Ünlen, tanınmış ol, insan ol. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜNVERDİ: (Tür.) Er. – Ün verdi. -(bkz. Ünver).

ÜNVEREN: (Tür.) Er. – Ün veren.

ÜNZİL: (Ar.) Er. – Gönderilmiş, indirilmiş, inzal olunmuş.

ÜNZİLE: (Ar.) Ka. – (bkz. Ünzil).

ÜRMEGÜL: (Tür.) Ka. – Sarmaşık.

ÜRÜN: (Tür.) 1. Üretilen, yararlı şey, topraktan elde edilen. 2. Yapıt, eser. 3. Sık orman. 4. Çokluk, bolluk. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜRÜNAY: (Tür.) Ka. – Ürün ay.

ÜRÜNDÜ: (Tür.) Er. – Seçilmiş, seçkin.

ÜRÜNDÜBAY: (Tür.) Er. – (bkz. Üründü).

ÜSGEN: (Tür.) Er. 1. Yüksek. 2. Gelişmiş.

ÜSTAM: (Ar.) Er. 1. Altın veya gümüşten yapılmış at eyeri. 2. Emin, güvenilir.

ÜSTAY: (Tür.) Er. – Ay gibi yüksek yüce.

ÜSTEK: (Tür.) Er. – Yüksek, yüce.

ÜSTEL: (Tür.) Er. – (bkz. Üstek).

ÜSTER: (Tür.) Er. – Çok değerli kimse.

ÜSTÜN: (Tür.) 1. Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. 2. Yenen, galip gelen. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÜSTÜNBAY: (Tür.) Er. 1. Üstün bay. 2. Seçkin, başarılı kimse.

ÜSTÜNDAĞ: (Tür.) Er. – Üstün dağ.

ÜSTÜNER: (Tür.) Er. – Üsten – er.

ÜVEYS: (Ar.) Er. – İsteyen, arzu eden.

ÜZER: (Tür.) Er. 1. Üst. 2. Kaymak. 3. Faiz. – Can sıkıcı, üzücü.

ÜZEYİR: (Ar.) Er. – Kur’an-ı Kerim’de adı geçen, peygamber olup ol­madığı konusunda ihtilaflı görüşler bulunan kişi. Tevbe suresi 30. ayette ismi geçer.

comments: 0 » tags:

P

Posted on 10th Ekim 2010 in islam

PADİŞAH: (Fars.) – Hükümdar.

PAHA: (Tür.) – Değer, fîat, eder, tutar. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PAKALIN: (f.t.i.) Er. – Dürüst, doğru iyi tanınmış kimseler.

PAKAN: (Fars.) Er. 1. Temizler, anlar. 2. Veliler, ermişler, evliya.

PAKEL: (f.t.i.) Er. – İyi işler yapan, doğru kimse.

PAKER: (f.t.i.) Er. – Temiz, dürüst, iyi kimse.

PAKİZE: (Fars.) Ka. – Temiz, saf, halis, lekesiz.

PAKKAN: (f.t.i.) Er. – Temiz soydan gelen kimse.

PAKSAN: (f.t.i.) Er. – Temiz, doğru namuslu tanınmış kimse.

PAKSOY: (f.t.i.) Er. – Temiz soydan gelen.

PAKSU: (f.t.i.) Er. – Temiz su. Billur gibi arı duru, şahsiyetli.

PAKSÜT: (f.ı.i.) Er. – Sütü temiz.

PALA: (Tür.) Er. – Kısa ve geniş kılıç.

PALATEKİN: (Tür.) Er. – Emniyet, güven ve cesaret telkin eden kişi.

PALATİMUR: (Tür.) Er. – Demir pala. Sert ve katı yapılı, güçlü.

PALAY: (Fars.) Er. – Yedek at.

PALAZ: (Tür.) Er. 1. Kimi kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu. 2. Güzel, canlı, gürbüz, şişman. 3. Dağınık.

PALMİYE: (Fran.) Ka. – Süs olarak kullanılan bir nevi hurma ağacı.

PAMİR: (Tür.) Er. 1. Orta Asya’da yükseltisi 7000 m’yi geçen yüksek dağlık külle. 2. (Fars.) Dünyanın çatısı.

PAMİRHAN: (Tür.) Er. – Pamir han.

PAPATYA: (Tür.) Ka. – İlkbaharda çiçek açan, taç yapraklı, beyaz, ortası sarı kümeçli bir kır çiçeği.

PARLA: (Tür.) Ka. 1. Işık saç, ışılda. 2. Ün kazan, tanın.

PARLAK: (Tür.) Ka. 1. Parlayan, ışıldayan. Temiz. 2. Çok başarılı.

PARLANUR: (Tür.) Ka. – Nur gibi parla. Parla nur.

PARLAR: (Tür.) Ka. – Işık saçar, ışıldar, aydınlık verir.

PARSA: (Fars.) Er. 1. Sofu, dinine bağlı. 2. İffetli, namuslu, temiz, doğru.

PARSBAY: (f.t.i.) Er. – Pars gibi güçlü ve çevik.

PARSHAN: ( f.t.i.) Er. – (bkz. Parsbay).

PARSKAN: ( f.t.i.) Er. – Kanında atılganlık, cesaret ve saldırganlık taşıyan.

PAŞA: (Tür.) Er. 1. Osmanlı devletinde yüksek rütbeli askerlere verilen unvan. General. 2.Uslu, ağırbaşlı.

PAYAM: (Tür.) Er. – Badem.

PAYAN: (Fars.) – Son nihayet. Uç, kenar. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PAYE: (Fars.) 1. Aşama, rütbe, derece. 2. Basamak, merdiven basamağı. 3.. İkizlerin bir yıldızı, cevza burcu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PAYİDAR: (Fars.) 1. Saygın, rütbeli. 2. Sağlam, sürekli. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PAYİZ: (Fars.) Er. – Güz, sonbahar. Yaşlılık.

PAYZEN: (Fars.) Er. 1. Tutsak, esir. Suçlu. Ayağına pranga vurulmuş kimse. 2. Rençber.

PAZVANTI: (Fars.) Er. – Osmanlı devletinde, Rumeli bölgesinde gece bekçilerine verilen ad.

PEDÜK: (Tür.) Er. – Yüce, yüksek.

PEHLEVİ: (Fars.) Er. 1. Şehir. 2. Kahraman, yiğit.

PEHLİVAN: (Fars.) Er. 1. Güreşçi. 2. Boylu boslu, iri yan, güçlü kimse, yiğit.

PEKAL: (Tür.) Er. – Pek al.

PEKALP: (Tür.) Er. – Güçlü, sert, kahraman yiğit.

PEKART: (Tür.) Er. – Sağlam dönülmez yemin. Pek ant.

PEKAY: (Tür.) Ka. – Pek ay.

PEKDEĞER: (Tür.) – Çok değerli, çok kıymetli. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEKDEMİR: (Tür.) Er. – Sert, sağlam, demir gibi.

PEKEL: (Tür.) Er. – Güçlü el. Pek el.

PEKER: (Tür.) Er. – Güçlü kimse. Gözüpek, cesur yapılı.

PEKERGİN: (Tür.) Er. – Olgun kimse.

PEKGÖZ: (Tür.) Er. – Cesur, yiğit.

PEKİN: (Tür.) Er. – Üzerinde kuşku duyulmayan, kesinlikle bilinen, kesin.

PEKİNER: (Tür.) Er. – (bkz. Pekin).

PEKİNTÜRK: (Tür.) Er. – Pekin Türk.

PEKKAN: (Tür.) Ka. – Sağlam temiz kandan gelen. Soylu.

PEKOL: (Tür.) Er. – Sert, sağlam, dayanıklı ol.

PEKÖZ: (Tür.) – Özü sağlam kimse. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEKŞEN: (Tür.) – Neşeli, şen-şakrak, mutlu kimse. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEKTAŞI: (Tür.) Er. – Güçlü, sert taş.

PEKTAY: (Tür.) Er. – Güçlü, sağlam tay.

PEKTÜRK: (Tür.) Er. – Sağlam ve güçlü Türk.

PEKÜN: (Tür.) Er. – Tanınmış güçlü isim.

PEKÜSTÜN: (Tür.) Er. – Çok üstün, üstünlükte en iyi seviyede olan.

PELİN: (Tür.) Ka. – Birleşikgillerden, keskin ve güzel kokulu, bir çeşit bitki.

PELİT: (Tür.) – Çınar, meşe vb. ağaçların meyvesi. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEMBE: (Tür.) Ka. – Beyaz ve kırmızının karışmasından oluşan açık renk.

PEMBEGÜL: (Tür.) Ka. – Pembe gül.

PERÇEM: (Fars.) Ka. 1. Kâkül. Yele. 2. Mızrak, bayrak gibi şeylerin başlarına konan püskül.

PERDAH: (Fars.) Er. 1. Cila, parlaklık, parlama. Parlatma, parlaklık verme. 2. Budanmış asmadan yeni süren çubuk.

PEREN: (Fars.) Ka. – Ülker yıldızı, pervin, Süreyya.

PERİ: (Fars.) Ka. 1. Dişi cin (güzel ve iyilik severlik sembolü olarak kabul edilirler). 2. Güzel kadın veya kız.

PERİCAN: (Fars.) Ka. – (bkz. Peri).

PERİDE: (Fars.) Ka. – Uçmuş, soluk, solmuş.

PERİHAN: (Fars.) Ka. – Peri padişahı. Büyücü.

PERİNÇEK: (Tür.) Er. – Özverili, fedakar, sadık.

PERİRU: (Fars.) Ka. – Peri yüzlü, çok güzel.

PERİVEŞ: (Fars.) Ka. – Peri gibi, çok güzel.

PERİZ: (Fars.) Er. 1. Bağırma, haykırma. 2. Su kenarında yetişen yeşil saz, ot.

PERİZAT: (Fars.) Ka. 1. Peri çocuğu. 2. Güzel, çok güzel.

PERİZE: (Fars.) Ka. 1. Kırmızı altın. 2. Ateşte pişirilen ekmek.

PERK: (Tür.) Er. – Katı, sert, güçlü berk.

PERKEL: (Tür.) Er. – Güçlü er.

PERKER: (Tür.) Er. – Güçlü kimse.

PERKİN: (Tür.) Er. – Çok güçlü kuvvetli, sağlam kimse.

PERMUN: (Fars.) Ka. – Bezek, süs.

PERRAN: (Fars.) Ka. – Uçan, uçucu.

PERRİN: (Fars.) Ka. – Nezaket, nazlılık.

PERTAV: (Fars.) Er. 1. Atılma, sıçrama. 2. Uzağa düşen ok.

PERTEV: (Fars.) Er. – Işık. Parlaklık.

PERVA: (Fars.) 1. Korku. Çekingenlik. 2. İlgi, bağ.

PERVER: (Fars.) Er. – Besleyen, besleyici, yetiştiren, yetiştirici, koruyan, terbiye eden.

PERVİN: (Fars.) Ka. – Ülker süreyya.

PERVİZ: (Fars.) Er. 1. Üstün. 2. Elek. Süzgeç. 3. Balık. 4. Güzellik. Cilve. 5. İran hükümdarı Hüsrev’in lakabı.

PESEN: (Tür.) Kırağı, çiğ. Sis. İnce ince yağan kar, çisenti. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PESENT: (Fars.) Ka. 1. Beğenen, beğenmiş. Beğenme, seçme. 2. Esmerleşmiş. 3. Altın, mat altın.

PESİN: (Fars.) – Sonraki, en son. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEŞİN: (Fars.) Er. – Keykubat’ın üçüncü oğlu.

PEŞREV: (Fars.) Er. 1. Türk müziğinin en meşhur saz eseri formu. 2. Güreşten önce güreşçilerin yaptıkları gösteri.

PETEK: (Tür.) Ka. 1. Kovanda arıların içine bal yaptıkları göz, mum tekerleği. Kovan. 2. Minarenin şerefe ile külah arasındaki kısmı. Bacalarda külahın altındaki çıkıntılı kısım.

PEYAM: (Fars.) Er. – Haber, başkasından alınan bilgi, nebe.

PEYAMİ: (Fars.) Er. – Haberle, bilgi ile ilgili.

PEYDA: (Fars.) Ka. – Meydanda açıkta. Hazır, mevcut.

PEYGAMBER: (Fars.) – Allah tarafından kullarına haber götürmekle görevlendirilmiş seçkin insan. Nebi, Rasul. – Yalnız Peygamberlere mahsus bir isimdir.

PEYKAN: (Fars.) Er. – Temren, başak, okun ucundaki sivri demir.

PEYKE: (Fars.) Ka. – Kuru kanepe, tahta sedir.

PEYKER: (Fars.) Ka. – Yüz, surat.

PEYMA: (Fars.) Ka. – Ölçen, ölçücü.

PEYMAN: (Fars.) Er. – Yemin, and, ahd.

PEYMANE: (Fars.) Ka. – Büyük kadeh, şarap bardağı.

PEYREV: (Fars.). – Ardı sıra giden. Arkasından giden, izinden yürüyen. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEYZAJ: (Fran.) Ka. – Kır resmi.

PINAR: (Tür.) Ka. – Yerden kaynayıp çıkan su, kaynak, çeşme. Bir suyun çıktığı yer, su başı. Kaynak suyunun devamlı aktığı yer.

PIRILTI: (Tür.) Ka. – Parıldayan şeyin çıkardığı ışık. Anlık ışık geçişi.

PIRLANTA: (hal.) Ka. – Değerli bir tür elmas.

PIRNAL: (Tür.) Ka. – Meşe ağacı çalısı.

PITIRCA: (Tür.) Ka. – Koyu pembe renkli bir bahar çiçeği.

PİNHAN: (Fars.) Ka. – Gizli.

PİRANE: (Fars.) Er. – Yaşlılara yakışır şekilde, olgunca tavır.

PİRAYE: (Fars.) Ka. – Süs, zinet.

PİRUZ: (Fars.) Er. – Kutlu, hayırlı, uğurlu.

PİRUZE: (Fars.) Ka. – Mavi renkli ve değerli bir süs taşı.

PİYALE: (Fars.) Ka. – Kadeh, şarap bardağı.

PLATİN: (Lat.) Ka. – Beyaz ve çok değerli bir maden.

POLAT: (Fars.) Er. – Çelik. Güç, kuvvet.

POLATALP: (Tür.) Er. – Çelik gibi güçlü yiğit.

POLATHAN: (Tür.) Er. – (bkz. Polatalp).

POLATKAN: (Tür.) Er. – Çelik gibi güçlü soydan gelen.

POLATKILIÇ: (Tür.) Er. – İyi cins çelikten yapılma kılıç.

POYRAZ: (Yun.) 1. Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgar. 2. Kuzey. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

POZAN: (Tür.) Er. – Üzüm bağı.

PÜRÇEK: (Tür.) Ka. – Şakaklardan sarkan saç, zülüf. Ağaç ve bitkilerin saçak gibi ince kökleri. Oya, püskül, saçak.

PÜRÇİN: (Fars.) Ka. – Çok düşünceli, öfkeli. Kırışık.

PÜRDİL: (Fars.) Er. – Yürekli, cesur.

PÜREN: (Tür.) Ka. – Kimi ağaçlarda yapraklardan ayrı olarak süren ince yaprak. Çalılık ve sık otlu yerler. Sarı, kırmızı, çiçek açan ufak yapraklı anların çok sevdiği bir tür ot. Meşe ağacı filizi.

PÜRFER: (Fars.) Ka. – Çok parlak, aydınlık.

PÜSER: (Fars.) Er. – Oğul, erkek çocuk.

comments: 0 » tags:

Ö

Posted on 10th Ekim 2010 in islam

ÖCAL: (Tür.) Er..- Yapılan kötülü­ğün acısını çıkar, öcünü al.

ÖCALAN: (Tür.) Er. – İntikam alan.

ÖDÜL: (Tür.) l Bir basan ya da iyilik karşısında verilen armağan. 2. Yarışma veya müsabakalarda bir tarafın, kazanana verdiği hediye, mükafat. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖGE: (Tür.) 1. Çok akıllı. Yaşlı kimse. 2. Bir ulusun büyüğü, ileri geleni. 3.. Hekim. 4. Ün, şöhret. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖGEDAY: (Tür.) Er. 1. Çok akıllı, bilgili. 2. Moğol hükümdarı Cengiz Han’ın oğlu.

ÖGER: (Tür.) Er. – Akıllı, bilgili kimse.

ÖGET: (Tür.) – Beğenilen, aranılan, övülen, iyi güzel. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖGETÜRK: (Tür.) Er. – Akıllı, bilgili Türk.

ÖĞÜN: (Tür.) 1. Kendini yücelt, gurur duy. 2. Zaman vakit. 3. Kez, defa. 4. Önde, ileride olan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖĞÜT: (Tür.) – Bir kimseye yapması ya da yapmaması gereken şeyler için söylenen söz. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖKE: (Tür.) Er. – (bkz. Öge).

ÖKER: (Tür.) Er. – Akıllı kimse.

ÖKKEŞ: (Ar.) Er. 1. Erkek örümcek. 2. Bir dağ adı.

ÖKLÜ: (Tür.) Er. – Akıllı.

ÖKMEN: (Tür.) Er. – Akıllı, zeki, bilgili kimse.

ÖKMENER: (Tür.) Er. – Akıllı, bilgili kimse.

ÖKTEM: (Tür.) Er. – Güçlü, onurlu, gösterişli, korkusuz.

ÖKTEMER: (Tür.) Er. – (bkz. Öktem).

ÖKTEN: (Tür.) Er. – Akıllı, bilgili, fazıl, kahraman, cesur.

ÖKTÜRK: (Tür.) Er. – Akıllı, güçlü Türk.

ÖMER: (Ar.) Er. – İslam Devleti’nin II. Halifesi Ömer b. Hattab. Dünya durdukça adaletinden dolayı ondan bahsedilecek. Cennetle müjdelenmiştir. Hak ile Batılı çok iyi ayırt edebilen bir alim olduğu için Ömeru’1-Faruk adını almıştır.

ÖMÜR: (Ar.) 1. Hayat müddeti, yaşama süresi. 2. Hayat, dirilik. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖMÜRAL: (a.t.i.) Er. – Uzun ömürlü ol.

ÖMÜRCAN: (a.t.i.) – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNAL: (Tür.) Er. – İleri git, lider ol anlamında.

ÖNAY: (Tür.) – Ayın ilk günlerindeki hali, hilal. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNAYDIN: (Tür.) Ka. – Ön aydın.

ÖNCEL: (Tür.) 1. Birine göre kendinden önce yerini tutmuş olan kimse. 2. Bizden önce yaşamış olanlar. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNCÜBAY: (Tür.) Er. – Klavuz, rehber, önder kişi.

ÖNDER: (Tür.) – Bir davada, fikri siyasi bir harekette önde giden, önayak olan, kitleyi idare eden kimse, lider, şef. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNEL: (Tür.) – Bir işin tamamlanması için verilen süre, vade, mühlet. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNEN: (Tür.) – Hak, adalet. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNER: (Tür.) 1. Önde gelen, başta gelen. 2. Yön. 3. Sıra. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNGAY: (Tür.) – Jüpiter gezegeni. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNGEL: (Tür.) Er. – Ağır başlı.

ONGEN: (Tür.) – Basan, zafer. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNGÜ: (Tür.) Er. 1. İlk, önce, önceki. 2. Direnme, inat.

ÖNGÜL: (Tür.) 1. Direnen, inatçı kimse. 2. Ön ayak olan, teşvik eden. 3. Kılavuz. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNGÜT: (Tür.) Er. 1. Saklanarak yanaşma, izinden yürüme. 2. Hücum etmek için elverişli yer.

ÖNKAL: (Tür.) Er. – Ön kal.

ÖNNUR: (Tür.) Ka. - Ön nur.

ÖNSAL: (Tür.) Er. – Ön sal.

ÖNSOY: (Tür.) Er. – İlk soy.

ÖNÜR: (Tür.) – Kendinden önceki, eski. Öne geçen, ileriye giden. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖREN: (Tür.) 1. Eski yapı ya da kent kalıntısı. 2. Şehir kent. Köy. 3. Bitek ova. 4. Ormanlık yer. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖRENEL: (Tür.) Er. – Cömert ve geniş el.

ÖRENER: (Tür.) Er. – Geniş, güven veren yiğit.

ÖRENGÜL: (Tür.) Er. – Yaban gülü.

ÖRGEN: (Tür.) Er. 1. Organ. 2. İnce halat, urgan.

ORSAN: (Tür.) Er. – Yüce adı olan.

ÖRSEL: (Tür.) Er. – Ör sel.

ÖTÜKEN: (Tür.) Er. 1. Oğuz destanında Tiyenşan dağlarıyla Orhun havzası arasında bulunduğu belirtilen, ormanlık kutsal bölge. 2. Moğolca’da yer Tanrıçası. – İsim olarak kullanılmaz.

ÖVEÇ: (Tür.) Er. – 2, 3 yaşındaki erkek koyun.

ÖVÜNÇ: (Tür.) – Övünmeye yol açan, övünülecek şey. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖYMEN: (Tür.) Er. – Evcimen, evine bağlı.

ÖZ: (Tür.) 1. Bir kimsenin betiği, manevi varlığı. 2. Bir şeyin temel öğesi. 3. Kan bağı ile bağlı olan. 4. Katıksız, an. 5. Çay, dere. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZAK: (Tür.) Er. – Öz ak. Özü temiz, doğru kimse.

ÖZAKAN: (Tür.) Er. – Öz akan.

ÖZAKAY: (Tür.) – Öz akay. Özü temiz kimse. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZAKIN: (Tür.) Er. – Öz akın.

ÖZAKINCI: (Tür.) Er. – Öz akıncı.

ÖZAKTUĞ: (Tür.) Er. – Beyaz tuğ.

ÖZAL: (Tür.) Er. – Öz al.

ÖZALP: (Tür.) Er. – Özünde yiğit olan kimse.

ÖZALPMAN: (Tür.) Er. – Özünde yiğit olan kimse.

ÖZALPSAN: (Tür.) Er. – Yiğitliğiyle tanınan kimse.

ÖZALTAN: (Tür.) – Sabah seher vöaktinde göğün kızıllaşarak aydınlanması. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZALTAY: (Tür.) Er. – Altaylara mensup. Öztürk.

ÖZALTIN: (Tür.) – Özü altın gibi değerli olan kimse. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZALTUĞ: (Tür.) Er. – Kırmızı tuğ.

ÖZAN: (Tür.) Ka. – Öz an.

ÖZARI: (Tür.) – Arı gibi çalışkan kimse. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZARKIN: (Tür.) Er. – Öz arkın.

ÖZASLAN: (Tür.) Er. – Aslan gibi güçlü, soylu kimse.

ÖZATA: (Tür.) Er. – Ata ve Öz kelimelerinden birleşik isim.

ÖZATAY: (Tür.) Er. – Özü herkesçe tanınan kimse.

ÖZAY: (Tür.). – Özü ay gibi temiz, parlak, aydınlık kimse.

ÖZAYDIN: (Tür.) – Özü temiz, aydınlık kimse. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBAL: (Tür.) Er. – Balın özü. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBALA: (Tür.) Er. – Öz çocuk.

ÖZBAŞ: (Tür.) Er. – Öz baş.

ÖZBAŞAK: (Tür.) Ka. – Öz başak.

ÖZBATU: (Tür.) Er. – Öz batu.

ÖZBAY: (Tür.) Er. – Yiğit, Türk Alpi.

ÖZBEK: (Tür.) 1. Yiğit, cesur, özü güçlü. 2. Orta Asya’da yaşayan bir Türk boyu ve bu boydan olan kimse. 3. Dere, çay. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBEKKAN: (Tür.) Er. – Özbek soyundan gelen.

ÖZBEN: (Tür.) – Soyluluk ve asalette öz, temel. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBERK: (a.f.i.) Er. – Özü güçlü kimse.

ÖZBEY: (Tür.) Er. – (bkz. Özbay).

ÖZBİL: (Tür.) – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLEK: (Tür.) – Güçlü bilek. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLEN: (Tür.) – Kendisi bilen, kendiliğinden bilen. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLGE: (Tür.) – Bilgelik taşıyan. Doğasında bilgelik bulunan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLGİN: (Tür.) – Öz bilgin. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLİR: (Tür.) – Asıl bilgiye ulaşan, temel bilgi sahibi. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİR: (Tür.) Er. – Soy, temel, asıl birliği.

ÖZBOĞA: (Tür.) Er. – Öz boğa.

ÖZCAN: (Tür.) – Candan, samimi, içten. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZCANAN: (t.f.i.) Ka. – Kişiye en yakın, sevgili.

ÖZCEBE: (Tür.) Er. – Zırh, cevşen, silah, mühimmat işleriyle uğraşan.

ÖZÇAM: (Tür.) Er. – Öz çam.

ÖZÇELİK: (Tür.) Er. – Özü çelik gibi sert ve güçlü.

ÖZÇEVİK: (Tür.) Er. – Canlı, çevik, hareketli kimse.

ÖZÇIN: (Tür.) Er. – Özü doğru, saf, temiz kimse.

ÖZÇINAR: (Tür.) Er. – Öz çınar.

ÖZDAĞ: (Tür.) Er. – Öz dağ.

ÖZDAL: (Tür.) – Öz dal. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDAMAR: (Tür.) Er. – Öz damar.

ÖZDEĞER: (Tür.) Er. – Bir şeyin gerçek değeri.

ÖZDEK: (Tür.) Er. 1. Temel, esas, kök. 2. İç, öz, çekirdek. 3. Madde.

ÖZDEL: (Tür.) – Hediye. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDEMİR: (Tür.) Er. – Özü demir gibi güçlü.

ÖZDEN: (Tür.) 1. Soyca temiz, köleliği olmayan, özgür. 2. Özle, özvar-lıkla, gerçekle ilgili. 3. Suların geçtiği yer, su geçidi. 4. Özsu. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDENER: (Tür.) Er. – Özden er.

ÖZDEREN: (Tür.) Ka. – Öz deren.

ÖZDEŞ: (Tür.) – Her türlü nitelik bakımından eşit olan, benzer olan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDİL: (Tür.) Er. – Gönülden, içten.

ÖZDİLEK: (Tür.) – Candan dilenen dilek. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDİLMAÇ: (Tür.) Er. – Tercüman, çevirmen.

ÖZDİNÇ: (Tür.) Er. – Özlü, canlı, dinç olan kimse.

ÖZDİNÇER: (Tür.) Er. – Özü canlı, dinç olan kimse.

ÖZDOĞA: (Tür.) Er. – Gerçek, bozulmamış tabiat.

ÖZDOĞAL: (Tür.) Er. – Öz doğal.

ÖZDOĞAN: (Tür.) Er. – Öz doğan.

ÖZDOĞRU: (Tür.) Er. – Özünden temiz, dürüst kimse.

ÖZDORU: (Tür.) Er. – Öz doru.

ÖZDORUK: (Tür.) Er. – Zirve. Yüksek şahsiyet.

ÖZDURAN: (Tür.) Er. – Öz duran.

ÖZDURDU: (Tür.) Er. – Öz durdu.

ÖZDURU: (Tür.) Er. – Özü duru, katıksız olan.

ÖZEK: (Tür.) 1. Güç. 2. Çalışkan. 3. Küçük dere. 4. Ağacın, bitkinin özü, içi. Bitki filizi. 5. Bir şeyin ortası. 6. Sel yarıntısı. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZEKAN: (Tür.) Er. – Öze kan.

ÖZEL: (Tür.) – Öz el. l. Yalnız bir kişiye, bir şeye ait ya da ilişkin olan. Devlete değil, kişiye ait olan. 2. Her zaman görülenden, olağandan farklı, dikkate değer. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZEN: (Tür.) 1. Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba. 2. İçerlek, tam orta, en içeride olan. 3. İlk söz. 4. Bir birine yakın iki dağın arasındaki uzaklık, ara. Dere, ırmak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZENAY: (Tür.) Ka. – Özen ay.

ÖZENDER: (Tür.) Er. – Ender bulunan yaratılışta olan, değerli.

ÖZENGİN: (Tür.) Er. – Özü engin, geniş ve derin.

ÖZENGÜL: (Tür,) Ka. – Özen gül.

ÖZENİR: (Tür.) Ka. – Çaba gösteren, en iyisini yapmaya çalışan.

ÖZENLİ: (Tür.) Er. – Özenle çalışan kimse.

ÖZER: (Tür.) – Yiğit, doğru kimse. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZERCAN: (Tür.) Er. – Özer can.

ÖZERDAL: (Tür.) Er. – Öz er dal.

ÖZERDEM: (Tür.) Er. – Bütün erdemleri özünde toplayan.

ÖZERDİM: (Tür.) Er. – Özüne erdim, ulaştım.

ÖZERDİNÇ: (Tür.) Er. – Özünde canlı, dinç olan erkek.

ÖZEREK: (Tür.) Er. – Asıl amaç, ulaşılmak istenen şey.

ÖZERHAN: (Tür.) Er. – Yiğit, cesur han.

ÖZERK: (Tür.) Er. – Kendi kendini yönetme yetkisi olan.

ÖZERKİN: (Tür.) Er. – Özgür, güçlü kimse.

ÖZERKMEN: (Tür.) Er. – Özünde güçlü olan.

ÖZERMAN: (Tür.) Er. – 1. Bir şeyi çok isteyen. 2. Pişmanlık duyan.

ÖZEROL: (Tür.) Er. – Gerçek yiğit ol.

ÖZERTAN: (Tür.) Er. – Öz ertan.

ÖZERTEM: (Tür.) Er. – Özünde erdemli olan.

ÖZGE: (Tür.). 1. Başka, gayrı, diğer. Yabancı, ağyar. 2. İyi, güzel. 3. İki dağ arasındaki dereciklerin birleştiği yer, derenin başlangıcı. 4. Şakacı. 5. Cana yakın, sıcakkanlı. 6. Yürekli, gözü pek. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGEBAY: (Tür.) Er. – İyi, güzel, yürekli erkek.

ÖZGEER: (Tür.) Er. – İyi güzel erkek.

ÖZGEN: (Tür.) – Özü geniş, rahat, sakin kimse. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGENALP: (Tür.) Er. – Sakin, ağırbaşlı yiğit.

ÖZGENAY: (Tür.) – (bkz. Özgenay). – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGENÇ: (Tür.) Er. – Öz genç.

ÖZGENER: (Tür.) Er. – (bkz. Özgenalp).

ÖZGER: (Tür.) – İyi, güzel kimse. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGİRAY: (Tür.) Er. – Kuvvetli, kudretli yiğit. Kırım hanlarının kullandığı isimlerden.

ÖZGÜ: (Tür.) 1. Kutsal. 2. Özellikle birine ya da bir şeye ait olan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜÇ: (Tür.) Er. – Temel güç. Ana kuvvet.

ÖZGÜL: (Tür.) Ka. 1. Özü gül gibi olan. 2. Özellikle bir türe ait olan.

ÖZGÜLAY: (Tür.) Ka. – Öz gül ay.

ÖZGÜLEÇ: (Tür.) – Güler yüzlü, içten gülen kimse. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜLER: (Tür.) Ka. – Öz güler.

ÖZGÜLÜM: (Tür.) Ka. – Öz gülüm.

ÖZGÜN: (Tür.) – Nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜNAY: (Tür.) Özgün ay. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜNEL: (Tür.) Ka. – Üstün, kerem sahibi cömert el.

ÖZGÜNER: (Tür.) Er. – Öz güner.

ÖZGÜNEŞ: (Tür.) – Güneş gibi parlak ve kapsamlı. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜR: (Tür.) 1. Kendi kendine hareket etme, davranma karar verme gücü olan. 2. Tutuklu olmayan, hür. Başkasının kölesi olmayan. Bağımsız. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜRCAN: (Tür.) Er. – Özgürlüğüne düşkün kimse.

ÖZGÜREL: (Tür.) Er. – Özgür davranan kimse.

ÖZGÜVEN: (Tür.) – Kendine güve­nen. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZHAKAN: (Tür.) Er. – Hakan soyundan gelen.

ÖZHAN: (Tür.) Er. – Hükümdar soyundan gelen.

ÖZİL: (Tür.) – Gerçek ülke. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZİLHAN: (Tür.) Er. – Ülkenin hanı, reisi.

ÖZİLTER: (Tür.) Er. – Yurdun gerçek savunucusu, koruyucusu.

ÖZİNAL: (Tür.) Er. – Gerçek arkadaş, dost.

ÖZİNAN: (Tür.) – Özden gelen inanç, iman. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZKAN: (Tür.) Er. – Temiz kan, soylu kimse.

ÖZKAR: (Tür.) Er. – Öz kar.

ÖZKAYA: (Tür.) Er. – Öz kaya.

ÖZKAYRA: (Tür.) Er. – İçten gelen bağış, iyilik.

ÖZKE: (Tür.) – Sağlam, sağlıklı. Temiz yürekli. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZKENT: (Tür.) Er. – Öz kent.

ÖZKER: (Tür.) Er. – Sağlam, temiz yürekli er.

ÖZKOÇ: (Tür.) Er. – Cesur, savaşkan yapılı..

ÖZKÖK: (Tür.) Er. 1. Esas, temel, kaynak. 2. Neslin geldiği soy ağacı.

ÖZKUL: (Tür.) Er. – Gerçek kul. Hakkıyla ibadet eden kul.

ÖZKURT: (Tür.) Er. – Öz kurt.

ÖZKUT: (Tür.) Er. – Kutsanmış, kadr sahibi.

ÖZKUTAL: (Tür.) Er. – Gerçek mutluluk senin olsun.

ÖZKUTAY: (Tür.) Er. – Özü uğurlu ve ay gibi parlak olan.

ÖZKUTLU: (Tür.) Er. – Kutlu olan şeyin kendisi. Özü kutlu, uğurlu olan.

ÖZKUTSAL: (Tür.) Er. – Öz kutsal.

ÖZLEK: (Tür.) 1. Toprağın özlü, verimli yeri. 2. Zaman. 3. Doğa üstü güç, felek. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZLEM: (Tür.) Ka. – Yeniden görme, tekrar kavuşma arzusu, hasret tahassür. Bir şeye karşı duyulan istek, meyil.

ÖZLEN: (Tür.) 1. Su kaynağı. Küçük dere. 2. Ağaç kökü. 3. Özlenecek kadar sevilen bir kişi ol. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZLÜ: (Tür.) Er. 1. Özü benliği olan. 2. İçten gerçek. 3. Verimli.

ÖZLÜER: (Tür.) Er. – Şahsiyet sahibi, olgun kişi.

ÖZMEN: (Tür.) – Özlü kimse, özü iyi, sağlam kişilikli. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZMERT: (Tür.) Er. – Mert yapılı.

ÖZMUT: (Tür.) Er. – Yapısında mutluluk olan.

ÖZNUR: (Tür.) – Özü ışıklı, aydınlık kimse. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZOĞUL: (Tür.) Er. – Öz oğul.

ÖZOĞUZ: (Tür.) Er. – Oğuz’a mensup. Oğuz’a ait.

ÖZOK: (Tür.) Er. – Özü ok gibi güçlü olan.

ÖZOL: (Tür.) Er. – Özün değişmesin, göründüğün gibi ol.

ÖZOZAN: (Tür.) Er. – Gerçek şair.

ÖZÖĞE: (Tür.) Er. – Bir şeyin aslı, özü.

ÖZÖNDER: (Tür.) Er. – Gerçek önder.

ÖZÖZ: (Tür.) – Gönlü geniş kimse. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZPALA: (Tür.) Er. – Pala gibi sert ve keskin kişilikli.

ÖZPEKER: (Tür.) Er. – Özünde çok güçlü olan yiğit.

ÖZPINAR: (Tür.) – Öz pınar. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZPOLAT: (Tür.) Er. – Özü çelik gibi sağlam olan.

ÖZPULAT: (Tür.) – (bkz. Özpolat).

ÖZSAN: (Tür.) – Adı duyulmuş ünlü. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSEL: (Tür.). – Özle ilgili, öze ilişkin. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSELEN: (Tür.) – Gerçek haber. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSEVİ: (Tür.) – İçten gelen sevgi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSU: (Tür.) – Bitki ve hayvan dokularında bulunan sıvılara verilen ad. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSUNGUR: (Tür.) Er. – Sakin, soğukkanlı yapısı olan.

ÖZSÜ: (Tür.) Er. – Gerçek asker. Askeri kişilik ve yapı sahibi.

ÖZSÜER: (Tür.) Er. – (bkz. Özsü).

ÖZŞAHİN: (Tür.) Er. – Şahin gibi güçlü, atak, çabuk yapılı.

ÖZŞAN: (Tür.) Er. – Öz şan.

ÖZŞEN: (Tür.) Er. – Şen yapılı.

ÖZTAN: (Tür.) Er. – Karanlığı bitiren, aydın başlangıç.

ÖZTANIR: (Tür.) Er. – Gerçeği ayırabilen.

ÖZTARHAN: (Tür.) Er. – 1. Büyük nüfuz sahibi. 2. Komutan, han. 3. Toprak zengini. – (bkz. Tarhan).

ÖZTAŞ: (Tür.) Er. – Öz taş.

ÖZTAY: (Tür.) Er. – Öz tay.

ÖZTAYLAN: (Tür.) Er. – (bkz. Taylan).

ÖZTEK: (Tür.) Er. – Öz tek.

ÖZTEKİN: (Tür.) Er. – Yapısında emniyet ve güven taşıyan.

ÖZTEN: (Tür.) Ka. – Öz ten.

ÖZTİMUR: (Tür.) Er. – Özü demir gibi güçlü.

ÖZTİN: (Tür.) Er. – Ruhun özü. Sağlam bir ruh yapısı olan.

ÖZTİNEL: (Tür.) Er. – Öz tinel.

ÖZTİNER: (Tür.) Er. – Ruhsal yönden sağlıklı erkek. (bkz. Tiner).

ÖZTOYGAR: (Tür.) Er. – (bkz. Toygar).

ÖZTUNA: (Tür.) – (bkz. Tuna). – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZTUNÇ: (Tür.) Er. – Özü tunç gibi güçlü olan.

ÖZÜAK: (Tür.) Er. – Özü tertemiz olan kişi

ÖZÜDOĞRU: (Tür.) Er. – Dürüst ve doğruluğu ilke edinen.

ÖZÜM: (Tür.) – Kardeş gibi tutulup sevilen. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZÜN: (Tür.) 1. Hakkıyla kazanılmış ün. 2. Şiir. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZÜPEK: (Tür.) Er. – Ruhen güçlü.

ÖZVER: (Tür.) Er. – Öz ver.

ÖZVERDİ: (Tür.) Er. – Öz verdi.

ÖZVEREN: (Tür.) Er. – Özveride bulunan, fedakar.

ÖZVERİ: (Tür.) – Bir amaç ya da kişi için kendi yararlarından vazgeçme, fedakarlık. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZYAY: (Tür.) – Yay gibi çevik ve atılgan yapılı. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZYURT: (Tür.) – Anavatan, anayurt. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZYUVA: (Tür.) – Ata evi, dönülecek asıl yer. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZYÜREK: (Tür.) Er. – Güçlü korkusuz.

comments: 0 » tags:

L

Posted on 10th Ekim 2010 in islam

LÂCEREM: (Ar.) Ka. 1. Şüphesiz. 2. Besbelli, elbette.

LAÇİN: (Tür.). 1. Bir cins şahin. 2. Sarp, yalçın. 3. Şiddetli. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

LAHİB: (Ar.) Er. – Açık yol.

LÂHİK: (Ar.) Er. 1. Yetişip ulaşan. 2. Eklenen. 3. Yenisi.

LAHİKA: (Ar.) Ka. – (bkz. Lahik).

LÂHZA: (Ar.) Ka. 1. Bir bakış, bir göz atma. 2. Göz kırpacak kadar zaman an. 3. Bir kez göz kırpma.

LAJVERDİ: (Fars.) Ka. 1. Lacivert. 2. Koyu mavi değerli bir süs taşı.

LALE: (Fars.) Ka. 1. Zambakgillerden, uzun yapraklı, güzel ve çeşitli renklerde çiçekli soğanlı bir bitki. 2. Eskiden sucuların boyunlarına asılan iki ucu lale gibi kıvrak demir halka, pranga. 3. Ağaçtan meyve koparmaya yarayan ucu çatallı sırık.

LÂLEFAM: (Fars.) Ka. – Lale renginde.

LÂLEGUN: (Fars.) Ka. – Lale renginde.

LÂLEGÜL: (Fars.) Ka. – Türk musikisinde bir makam.

LALERUH: (Fars.) Ka. 1. Lale yanaklı, yanağı lale gibi kırmızı olan. 2. Türk müziğinde mürekkeb bir makam.

LÂLEVEŞ: (Fars.) Ka. – Lale gibi.

LÂLEZAR: (Fars.) Ka. – Lalelik, lale yetişen yer, lale bahçesi.

LÂMİ: (Ar.) Er. – Parlayan, parıldayan parlak. – Lamii: 1472-1532 yılları arasında yaşayan Türk edebiyatında haklı bir ün kazanmış mutasavvıf ve sanatkar.

LÂMİA: (Ar.) Ka. – (bkz. Lami).

LÂMİH: (Ar.) Er. 1. Hz. Nuh’un erkek kardeşi. 2. Parlayan, parıldayan, parlak.

LÂMİHA: (Ar.) Ka. – (bkz, Lamih).

LAMİNUR: (Ar.) – Nur saçarak parlayan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

LÂNAZİR: (Ar.) – Eşsiz, benzersiz. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

LANE: (Fars.) Ka. – Yuva, ev, aşiyan.

LÂSİF: (Ar.) Er. – Parlayan, parlayıcı.

LÂTİF: (Ar.) Er. 1. Allah’ın isimlerindendir. 2. Yumuşak, hoş, güzel, nazik. 3. Bütün inceliklere vakıf. -”abd” takısı alarak kullanılabilir. (Abdüllatif).

LÂTİFE: (Ar.) Ka. – Güldürecek, tuhaf ve güzel söz ve hikaye şaka.

LÂTİME: (Ar.) Ka. – Misk, güzel koku.

LAVANTA: (İtal.) Ka. – Lavanta çiçeğinden elde edilen güzel koku.

LÂYEZAL: (Ar.) – Zevalsiz, bitimsiz. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.

LÂYİH: (Ar.) Er. 1. Parlak, parlayan. 2. Aşikar, meydanda, hüveyda. 3. Hatıra gelen.

LÂYİHA: (Ar.) Ka. 1. Düşünülen bir şeyin yazı haline getirilmesi. 2. Tasarı.

LÂYİK: (Ar.) Er. – Yakışan, yakışıklı.

LÂZIM: (Ar.) Er. – Gerekli şey. Gerekçe.

LÂZIME: (Ar.) Ka. – (bkz. Lazım).

LEÂL: (Ar.) Ka. – İnciler.

LEBABE: (Ar.) Ka. – Akıl sahibi olma.

LEBÂBET: (Ar.) – Akıllılık, zeyreklik. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

LEBİB: (Ar.) Er. – Akıllı, zeki, fatin.

LEBİBE: (Ar.) Ka. – (bkz. Lebib).

LEFİF: (Ar.) Er. – Durulmuş sarılmış.

LEMA: (Ar.) – Pırıltı. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

LEMAN: (Ar.) Ka. – Parlama, parıltı.

LEMARİZ: (Fars.) – Parlayan, parıldayan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

LEMEAT: (Ar.) Ka. – Parıltılar.

LEMEHÂT: (Ar.) Ka. – Bir defa bakışlar, bir göz atışlar.

LEMİ: (Ar.) Er. – (bkz. Leman).

LEMYEZEL: (Ar.) 1. Zail olmaz, baki, kalıcı. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

LERZÂN: (Fars.) Ka. – Titrek, titreyen.

LERZE: (Fars.) Er. – Titretme.

LERZENDE: (Fars.) Ka. – Titreyen, titrek.

LETAFET: (Ar.) Ka. 1. Latiflik, hoşluk. 2. Güzellik. 3. Nezaket. 4. Yumuşaklık.

LEVAMİ: (Ar.) – Parlamalar, nurlar.

LEVEND: (İtal.) 1. Osmanlı donanmasında vazifeli asker denizci. 2. Eskiden Venedikliler’in şark memleketlerinden maaşla topladıkları denizciler. 3. Yakışıklı, boylu poslu kimse. 4. Atak, gözü pek, hareketli ve çevik.

LEVNİZ: (Ar.) Er. 1. Renk, boya, yüz. 2. Nevi, çeşit, Türk.

LEVZİ: (Ar.) 1. Badem biçiminde olan. 2. Bademle ilgili. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

LEVZİYYE: (Ar.) Ka. 1. (bkz. Levzi). 2. Badem erik, kayısı vişne, kiraz ve benzer meyvelerin içinde anıldıkları grup.

LEYAL: (Ar.) Ka. – Geceler.

LEYÂN: (Fars.) Ka. – Parlayan, parlayıcı, konforlu, lüks hayat.

LEYFUNNUR: (Ar.) – Geceyi aydınlatan nur, ışık.

LEYLÂ: (Ar.) 1. Çok karanlık gece. 2. Arabi ayların son gecesi. 3. Leyla ile Mecnun hikayesinin kadın kahramanı.

LEYLÂK: (Ar.) 1. Zeytingillerden hoş kokulu salkım şeklinde mor ve beyaz renklerde çiçek açan bir bitki ve bitkinin çiçeği.

LEYS: (Ar.) 1. Yokluk. 2. Arslan, esed, haydar, gazanfer, şir.

LEZİR: (Fars.) – Akıllı. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

LİSAN: (Ar.) 1. Dil. 2. Konuşulan dil. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

LİVA: (Ar.) Er. 1. Bayrak. 2. Mülki idarede kaza-vilayet arasında bir derece, sancak. 3. Tugay. 4. Tuğgeneral. 5. Livai saadet, Liva-i şerif. Hz. Muhammed (s.a.s)’in bayrağı Livaü’l-Hamd: Muhammed ümmetinin mahşer günü altında toplanacakları bayrak. Makam-ı Ahmedi.

LİYÂKAT: (Ar.) Ka. 1. Layık olan,

değerlilik, yararlılık. 2. İktidar, hüner, fazilet.

LOKMAN: (Ar.) Er. 1. Eski kavimlerde, ahlaki öğütler veren hekim. 2. Kur’an-ı Kerim’de bir sure adı.

LULUBAR: (Ar.) Ka. – İnci yağmuru.

LUT: (Ar.) Er. 1. Hz. İbrahim’in peygamber yeğeni. 2. Kendisine itaat etmeyen ve eşcinsel olarak yaşamayı adet edinmiş olan Sodom ve Gomorrah halkına gelmiştir. Hanımı da helak olanlar arasındadır. Lut (a.s.) Kur’an’da adı geçen peygamberlerdendir.

LÜBBETÜLAYN: (Ar.) Ka. – Göz bebeği.

LÜTFİ: (Ar.) Er. – Hoşluk, güzellik, iyi davranış.

LÜTFİYE: (Ar.) Ka. – (bkz. Lütfı).

LÜTFULLAH: (Ar.) Er. – Allah’ın lütfü. Allah’ın iyi, hoş ve letafet sahibi kıldığı kişi demektir.

comments: 0 » tags:

K

Posted on 10th Ekim 2010 in islam

KAAN: (Tür.) Er. 1. Çin ve Moğol imparatorlarına verilen isim. 2. Hakan, hükümdar.

KA’B: (Ar.) Er. 1. Topuk kemiği, aşık kemiği anlamında. 2. (Mecazen): Şeref, şan, onur anlamında kullanılır. 3. Ka’b b. Züheyr (Vll.yy.): Sahabedendir. Rasulullah için okuduğu Kaside-i Bürde çok meşhurdur. Birçok dillere çevirisi yapıldı.

KABİL: (Ar.) Er. 1. Olabilir, mümkün. 2. Cins, soy, sınıf, tür, çeşit. -Hz. Âdem’in büyük oğlu olup kardeşi Habil’i öldürmüş ve yeryüzünde ilk kan döken insan olmuştur.

KADEM: (Ar.). 1. Ayak. 2. Adım. 3.

Yarım arşın uzunluğunda bir ölçek. 4 Uğur. – Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

KADEMRAN: (Fars.). 1. İlerleyen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KADER: (Ar.) Ka. 1. İman esaslarından, Allah’ın bütün yaratıklar için hüküm ve irade ettiği hallerin oluş şekli,

alın yazısı, takdir. 2. Talih, baht. 3. Kötü talih. 4. Güç kuvvet.

KADI: (Ar.) Er. 1. Hüküm, karar, hakimlik. 2. Seri devlette, mahkeme reisi. İlim sahibi yetkili. Kadı İyaz: (İyaz b. Musa b. Ümran es-Sebtî: (1083-1149). Meşhur fıkıh ve hadis bilgini. İspanya’da Gırnata kadılığı yaptı. 20′yi aşkın eseri vardır.

KADİFE: (Ar.) Ka. – Yüzü ince sık tüylü, parlak ve yumuşak kumaş.

KADİM: (Ar.) Er. 1. Ayak basan, ulaşan, varan. 2. Ezeli, evvelsiz. 3. Çok eski zamanlara ait eski atik. 4. Yıllanmış. – Kelam-ı Kadim, Kur’an-ı Kerim.

KADIN: (Tür.) Ka. 1.Yetişkin dişi insan. 2. Evlenmiş kadın. 3. Evli ve itibarlı kadın, hanım.

KADİR: (Ar.) Er. 1. Değer, kıymet, itibar. 2. Parlaklık. 3. Kudret sahibi kudretli, kuvvetli, güçlü. 4. Allah’ın isimlerinden. Kur’an-ı Kerim’de 50′ye yakın yerde geçmektedir. Başına”abd” takısı olarak “Abdülkadir” olarak kullanılır.

KADİRBİLLAH: (Ar.) Er. 1. Allah’la güçlenen. Gücünü Allah’tan alan. 2. Ebu’l-Ahmed b. İshak. Abbasi halifesi (Öl. 1031). Halife Muktedir’in torunu.

KADİRE: (Ar.) Ka. – Güçlü kuvvetli.

KADİRŞAH: (a.f.i.) Er. 1. Güçlü, kuvvetli hükümdar, padişah. 2. Kadir ve şah kelimelerinden türetilmiş birlesik isimdir.

KADREDDİN: (Ar.) Er. – Dinin kudreti, gücü. – Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

KADRİ: (Ar.) Er. 1. Değer, itibar. 2. Onur, şeref, haysiyet, meziyet. 3. Rütbe, derece.

KADRİCAN: (a.f.i.) Er. – Değerli, itibarlı, can, ruh. – Kadri ve Can isimlerinden meydana gelen birleşik isim.

KADRİHAN: (a.t.i.) Er. – Değerli hükümdar, yönetici.

KADRİYE: (Ar.) Ka. – (bkz. Kadri).

KÂFİ: (Ar.) Er. – El veren, yeter, yetecek, yetişen, kifayet eden.

KAFİYE: (Ar.) Ka. 1. Şiirde, mısra sonunda yer alan kelimelerin ses benzerliği, ses uyuşması, uyak. 2. Eski nesrimizde zaman zaman yer alan ses benzerliği ve uygunluğuna dayanan sanat, seci.

KAĞAN: (Tür.) Er. 1. Hakan, imparator. 2. Kükremiş, öfkelenmiş, kükreyen, öfkelenen.

KAHHAR: (Ar.). 1. Ziyadesiyle kahreden, kahredici, yok edici batırıcı. 2. Allah’ın isimlerinden. – İsim olarak kullanılmaz. – (bkz. Abdülkahhar).

KAHİR: (Ar.) 1. Allah’ın sıfatlarındandır. Kur’an-ı Kerim’de iki yerde geçer. 2. Kahredici, zorlayan. 3. Yok eden. 4. Ezici kuvvet. Kahir Billah: Abbasi halifesi. (Ebu Mansur Muhammed el-Mutezid). Muktedir’in kardeşi.

KAHRAMAN: (Fars.) Er. 1. Yiğit, cesur, (bahadır). 2. Hüküm sahibi, iş buyuran. 3. Fars mitolojisinde Rüstem’in yendiği kimse. – (bkz. Bahadır).

KÂHTA: (Tür.) Er. – Fırat nehri kollarından birinin adı, Malatya’da aynı isimle yerleşim bölgesi vardır.

KÂHYA: (Fars.) Er. 1. Efendi, emir. 2. Ev sahibi, aile reisi. 3. Çiftlik yöneticisi.

KAİD: (Ar.) Er. 1. Rehber kumandan. 2. Atlan yedekte götüren. 3. Oturan, ikamet eden.

KAİDE: (Ar.) Ka. 1. Oturan. 2. Temel, esas. 3. Başkent.

KAİM: (Ar.) Er. 1. Duran, ayakta duran. 2. Bir şeyi yapan icra eden. 3. Allah’ın emrini ifa eden.

KAİME: (Ar.) Ka. 1. (bkz. Kaim). 2. Türklerde kağıt para manasına gelmektedir.

KÂİNAT: (Ar.) Er. 1. Var olanların hepsi. Yaratıklar. Yer gök. – (bkz. Evren).

KALAGAY: (Tür.) Er. – Al, kırmızı renk.

KALENDER: (Fars.) Er. 1. Dünyadan elini eteğini çekip başı boş dolaşan. 2. Alçak gönüllü, gurur ve kibirden uzak, üstüne başına dikkat etmeyen bulduğu ile yetinen kimse.

KALGAY: (Tür.) Er. 1. İzci kumandanı. 2. Kırım hanlığında veliahta verilen unvan.

KALHAN: (Tür.) Er. 1. (bkz. Kalgay). 2. Kahramanoğulları’nın han soyundan, ceddi de Kalhan adını taşımaktadır.

KAM: (Ar.) Er. 1. Hekim. 2. Düşünür. 3. Büyücü, sihirbaz.

KAMACI: (Tür.) Er. – Top kaması yapan ya da onaran kimse.

KAMANBAY: (Tür.) Er. – (bkz. Kamar).

KAMAN: (Tür.) Er. – Dağların doruğuna yakın olan yerler.

KAMARAN: (Ar.) Ka. – Kızıl Deniz’de Yemen kıyılan yakınında bir ada.

KAMBAY: (Tür.) Er. – Hekim, tabib, doktor.

KAMBER: (Ar.). 1. Sadık dost, köle. 2. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KAMBİN: (Fars.) Ka. – Mutlu, bahtiyar.

KÂME: (Fars.) Ka. – Kâm, istek, arzu.

KAMELYA: (Ar.) Ka. 1. Çaygillerden, büyük beyaz, kırmızı veya penbe renkte çiçekler açan dayanıklı yapraklı bir bitki. 2. Yabangülü, çingülü.

KAMER: (Ar.). 1. Ay. 2. Sadık hizmetkâr. 3. Kur’an-ı Kerim’in 54. suresi. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KÂMİL: (Ar.) Er. 1. Bütün tam noksansız, eksiksiz. 2. Kemale ermiş olgun. 3. Yaşını başını almış terbiyeli, görgülü. 4. Alim, bilgin, geniş bilgili. – (bkz. Kemal).

KÂMİLE: (Ar.) Ka. – (bkz. Kamil).

KAMRAN: (Fars.) Er. – İsteğine kavuşmuş olan.

KÂMURÂN: (Fars.). 1. Kâm sürücü, süren, arzusuna isteğine kavuşmuş mutlu. 2. Arzusuna erişen, bahtiyar, mutlu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KÂMVER: (Fars.) Er. – İsteğine kavuşmuş, mutlu.

KANBER: (Ar.) Er. 1. Hz. Ali’nin sadık, vefakâr kölesi. 2. Bir evin gediklisi.

KANDEMİR: (Tür.) Er. – Güçlü soydan gelen.

KANİ’: (Ar.) Er. 1. Kanaat eden, yeter, bulup fazlasını istemeyen. 2. İnanmış kanmış.

KANİYE: (Ar.) Ka. – (bkz. Kani).

KANSU: (Tür.) Ka. 1. Çin’in kuzey batısında önemli bir sınır kenti. 2. Çin’de müslümanların en çok bulunduğu eyalet.

KANTARA: (Ar.). 1. Köprü, özellikle taştan yapılmış. 2. Su yolu, bend, hisar anlamına da gelir. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KANUN: (Ar.) Er. 1. Devletin teşri, yasama kuvveti tarafından herkesçe uyulmak üzere konulan her türlü nizam, kaide kural. 2. Herhangi bir mevzu üzerindeki kanunu taşıyan kitap.

KANUNİ: (Ar.) Er. 1. Kanuna ait kararla ilgili. 2. Osmanlıların 10. padişahı Sultan 4. Süleyman’ın lakabı, Osmanlıların yükselme devrinin son padişahı. – Daha çok lakab olarak kullanılır.

KANVER: (Tür.) Er. – Kanını ver, asil.

KAPAR: (Tür.) Er. – Akıl, ruh.

KAPKIN: (Tür.) Er. – Uygun, düzenli.

KAPLAN: (Tür.) Vahşi kedigillerden, benekli, yırtıcı hayvan.

KAPLAN GİRAY: (Tür.) Er. -(1680-1738) yıllan arasında Kırım hanı oldu. 3 defa han olmuştur.

KAPSAM: (Tür.) – Şümul ihtiva, ihata, istiab, manalarına gelen uydurma bir kelime. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KAPTAN: (İtal). 1. Bir geminin sevk ve idare sorumlusu. 2. Şehirlerarası otobüs şoförü. 3. Baş pilot.

KARAALP: (Tür.) Er. – Esmer, kara yağız yiğit.

KARABEY: (Tür.) Er. – (bkz. Karacabey).

KARABUĞRA: (Tür.) Er. – Esmer, erkek deve.

KARACA: (Tür.) Er. 1. Rengi karaya çalan, esmer, yağız. 2. Geyikgillerden, küçük, boynuzlu, güzel görünüşlü av hayvanı. 3. Üst kol.

KARACABEY: (Tür.) Er. – Esmer bey, rengi karaya çalan.

KARACAN: (Tür.) Er. – (bkz. Karaca).

KARAHAN: (Tür.) Er. – Esmer bey, Esmer hükümdar. Karahanlılar devletinin kurucusu.

KARAKAN: (Tür.) Er. – Bir tür dağ ağacı.

KARAMAN: (Tür.) Er. 1. Esmer, yağız insan. 2. Güneybatı’da esen yel.

KARANALP: (Tür.) Er. – Karayağız, kahraman yiğit.

KARANFİL: (Ar.) Ka. – Bir çeşit kokulu çiçek.

KARANI: (Ar.) Er. 1. Orta Anadolu’da bir köy. 2. Veysel Karani’nin doğduğu yer.

KARASU: (Tür.) Er. 1. Ağır akan su. 2. Çoğunlukla gözün iç basıncının çoğalmasıyla kendini gösteren körlüğe neden olabilen bir göz hastalığı.

KARATEĞİN: (Tür.) Er. – Amuderya’yı vücuda getiren nehirlerden Surhab üzerinde önemli bir kent.

KARÇİÇEĞİ: (Tür.) Ka. – Süsengillerden, beyaz pembe çiçekler açan so­ğanlı bitki.

KARDELEN: (Tür.) Ka. 1. Çiğdem. 2. Nergisgillerden baharda çok erken çiçek açan soğanlı bir bitki.

KÂRDİDE: (Fars.). – İş bilir, uyanık, tecrübeli. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KARGIN: (Tür.) Er. 1. Taşkın su. 2. Bol, çok. 3. Doymuş, tok. 4. Erimiş buz ve kar parçalarının oluşturduğu akarsu. 5. Çağlayan.

KARGINALP: (Tür.) Er. – Coşkulu, taşkın, hareketli yiğit.

KARHAN: (Tür.) Er. – (bkz. Kargın).

KARİN: (Ar.) Er.l. Yakın. 2. Nail olan. 3. Hısım komşu. 4. Mabeynci.

KARLUK: (Tür.) Er. – Türk boylarından biri.

KARLUKHAN: (Tür.) Er. – (bkz. Karluk).

KARMEN: (Fars.) Ka. – Parlak kırmızı renk.

KARNEYN: (Ar.) Er. 1. İki boynuz. 2. Zülkarneyn: Kur’an-ı Kerim’de Kehf 83, 86, 94. ayetlerde adı geçen ve nebi mi, veli mi olduğunda tereddüt edilen zat. 3. Büyük İskender.

KARTAL: (Tür.) Er. 1. Kartalgillerden, beyazla karışık siyah tüylü, kıvrık ve kuvvetli gagalı, geniş kanatlı büyük yırtıcı kuş. 2. Yeniden diriliş ve güçlülük sembolü.

KARTAY: (Tür.). Er. – Yaşlı, pir.

KARTEKİN: – (bkz. Kartay).

KARUN: (Ar.) Er. 1. Beni İsrail’de zenginliğiyle meşhur olan ve bu yüzden kendisini herşeyin sahibi gibi görmeye başlayıp Allah’a karşı büyüklenen, belki de dünya kapitalistle­rinin en eskisi ve en büyüğü olan kişi. Hz. Musa dönemlerinde yaşamış bu müstekbir, ilahi kahır ve intikama uğrayarak bütün servetiyle birlikte ani bir zelzele ve tufan sonucu yerin dibine geçmiştir. 2. Hunnan ile Beni İsrail’e zulmeden Fir’avun’un müşrik nazırlarından. 3. Çok zengin kimse.

KARYE: (Ar.) Ka. – Köy küçük kasaba. Kabile reisi veya eşraftan birine oturduğu karyeyle aynı isim verilmektedir.

KASEM: (Ar.) Er. 1. Yemin etmek. 2. Bölmek.

KÂSİB: (Ar.) Er. – Kesbeden, kazanan, kazanç sahibi.

KÂSİBE: (Ar.) Ka. – (bkz. Kasib).

KASIM: (Ar.) Er. 1. Taksim eden, ayıran bölen. Kasım b. Muhammed (s.a.): Hz. Muhammed (s.a.s)’in oğlunun ismi. Küçük yaşta vefat etmiştir. 2. Kinci, ezici, ufaltıcı. 3. Yılın 11. ayı. 4. Yılın kış bölümü.

KÂŞİF: (Ar.) Er. – Keşfeden, bulan, meydana çıkaran.

KÂŞİFE: (Ar.) Ka. – (bkz. Kaşif).

KATADE: (Ar.) Er. – 13 yy.’dan itibaren Mekke’de hakim olan Şeriflerin atasına verilen ad.

KATİB: (Ar.) Er. 1. Yazıcı. Bir kuruluşta yazı işleriyle vazifeli kimse, sekreter. 2. Osmanlı devletinde divanın resmi yazılarını yazan vazifeli. 3. Devlet memuru. – Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır. – Katib Çelebi 1609-1658 yıllan arasında yaşamış ünlü bilgin. En mühim eseri Keşfü’z-Zünun’dur

KATİBE: (Ar.) Ka. – (bkz. Katib).

KATİFE: (Ar.) Ka. 1. Kadife. 2. Bir nevi çiçek.

KATRE: (Ar.) Ka. 1. Damla. Damlayan şey.

KAVAS: (Ar.) Er. – Okçu, tüfekçi, tüfekli alet.

KAVİ: (Ar.) Er. 1. Yakar, yakıcı. 2. Kuvvetli, güçlü. 3. Sağlam inanılır. 4. Zengin varlıklı.

KAVİS: (Ar.) Er. 1. Yay. 2. Gökyüzü, ay, burcu.

KAVİY: (Ar.) Er. 1. Kuvvetli, güçlü, dayanıklı, metin muhkem, sağlam. 2. Şiddetli, zorlu. 3. Kudret sahibi herşeye gücü yeten. Cenab-ı Hakk’ın güzel isimlerinden biri. Kur’an-ı Kerim’de 10′dan fazla yerde geçer.

KAVRAM: (Tür.). 1. Bir nesnenin zihindeki soyut ve güzel tasarımı, mefhum. 2. Nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini kapsayan ve ortak bir ad altında toplayan genel tasarım. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KAVUŞUM: (Tür.). 1. Yeryuvarlağı bir uçta kalmak üzere yerin güneşin ve herhangi bir gezegenin bir doğru üzerine gelmeleri. 2. İçtima. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KAYA: (Tür.) Er. 1. Büyük ve sert taş kütlesi. 2. Kayalık sarp dağ.

KAYAALP: (Tür.) Er. – Kaya gibi güçlü er.

KAYACAN: (Tür.) Er. – Canı kaya gibi güçlü.

KAYAER: (Tür.) Er. – Kaya gibi güçlü er.

KAYAN: (Tür.) 1. Akarsu sel. 2. Yassı, düz, kat kat oluşmuş taşlar. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KAYANSEL: (Tür.) Er. – (bkz. Kayan).

KAYGUN: (Tür.) Er. 1. Etkili, hüzünlü, dokunaklı. 2. Akdoğan.

KAYHAN: (Tür.) Er. – Sert, güçlü sesli okuyucu, kayayı bile delecek güçte sesi olan okuyucu.

KAYI: (Tür.) Er. 1. Yağmur, sağanak, bora. 2. Oğuz boylarından Osmanlı hanedanının mensup olduğu boy. 3. Sağlam, güçlü, sert.

KAYIHAN: (Tür.) Er. – Güçlü hükümdar.

KAYITBAY: (Tür.) Er. – Kayıtbay el-Zahiri: Ünlü Mısır ve Suriye sultanı.

KAYMAZ: (Tür.) Er. 1. Dağ eteği. 2. Güneydoğu’dan esen bir rüzgar.

KAYNAK: (Tür.) 1. Bir suyun çıktığı yer, menşe. Bir haberin çıktığı yer. 2. Araştırma ve incelemede yararlanılan belge. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KAYRA: (Tür.) – Yüksek büyük tutulan ya da sayılan birinden gelen iyilik lütuf, ihsan atıfet, inayet. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KAYRAALP: (Tür.) Er. – İyiliksever, yiğit.

KAYRABAY: (Tür.) Er. – İyiliksever, saygın kimse.

KAYRAHAN: (Tür.) Er. – (bkz. Kayraalp).

KAYRAK: (Tür.) Er. 1. Taşlı, kumlu, ekime elverişli olmayan toprak. 2. Kaygan toprak. 3. Bileği taşı.

KAYRAL: (Tür.) Er. – Kayrılan, himaye edilen (kimse).

KAYRAR: (Tür.) Er. 1. Orman içindeki ağaçsız kalan. 2. Kayan yer. 3. İnce çakıllı, kumlu toprak.

KAYS: (Ar.) Er. 1. Leyla ile Mecnun hikayesinin erkek kahramanı olan Mecnun-i Amiri’nin asıl adı. 2. Umman Denizi’nde küçük bir ada.

KAYSER: (Ar.) Er. – Roma ve Bizans (Alman) imparatorunun lakabı. -Daha çok unvan olarak kullanılır.

KAYTUS: (Ar.) – Bir yıldız kümesi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KAYYUM: (Ar.) 1. Gökleri, yeri ve herşeyi tutan. Herşeyin varlık sahibi olabilmesi için gerekeni veren. Allah’ın isimlerinden.

KAZA: (Ar.) Er. – Hüküm karar verme, emir tesbit vs.

KAZAK: (Tür.) Er. 1. Göçebe akıncı. 2. Rusya’da yaşayan bir Türk kavmi. 3. Genç, taze. 4. İnatçı.

KAZAKHAN: (Tür.) Er. – (bkz. Kazak).

KAZAN: (Tür.) Er. 1. Su çevrisi, kayra. 2. Sazlık yerlerde dibi bulunmayan sulu yer. 3. Girdap.

KAZANHAN: (Tür.) Er. – (bkz. Kazan).

KÂZIM: (Ar.) Er. 1. Öfkesini yenen kimse. Hırsını dizginleyen. 2. Kinini yenen.

KEBİR: (Ar.) 1. Büyük, ulu azim. 2. Yaşça büyük yaşlı. 3. Çocukluktan çıkmış genç. 4. Allah’ın isimlerinden. Abdülkebir şeklinde kullanılmalıdır.

KEBİRE: (Ar.) Ka. – (bkz. Kebir).

KEBUTER: (Fars.) Ka. – Güvercin.

KEFFARET: (Ar.) Ka. 1. Günahı örten anlamına gelir. 2. Günahların ödenmesi gereken bedeli.

KELAMİ: (Ar.) Er. – Söze ilişkin, sözle ilgili.

KELEBEK: (Tür.) Ka. 1. Vücudu kanatlan ince pullarla ve türlü renklerle örtülü, dört kanatlı, çok sayıda türü olan böcek. 2. Narin, ince kadın.

KELİM: (Ar.) Er. 1. Söz söyleyen, konuşan. 2. Kelimullah: Tur’u Sina’da Cenab-ı Hakla konuşmasıyla Hz. Musa’ya verilen unvan. 3. Sure-i Kelim: Taha suresi. KELİME: (Ar.) Ka. – (bkz. Kelim).

KEMAL: (Ar.) Er. 1. Olgunluk, yetkinlik, tamlık, eksiksizlik. 2. En yüksek değer, mükemmellik, değer baha. 3. Bilgi, fazilet.

KEMALAT: (Ar.) Ka. – İnsanın bilgi ve ahlak güzelliği bakımından olgun­luğu.

KEMALEDDİN: (Ar.) Er. 1. Din’de olgunluğa eren, dinin son derecesi. 2. Din bilgisi kuvvetli. – Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

KEMANDAR: (Fars.) Er. – Yay tutan, yay tutucu.

KEMYAB: (Fars.) Ka. – Az bulunan, nadir.

KENAN: (Ar.) Er. 1. Hz. Ya’kub’un memleketi, Filistin. 2. Yusuf-i Kenan: Hz. Yusuf. – Pir-i Kenan: Hz. Ya’kub. Hz. Nuh’un iman etmeyen oğlunun adının da Kenan olduğu rivayet edilmektedir.

KENTER: (Tür.) Ka. – Şehirli, kentli.

KERAM: (Ar.) Er. – (bkz. Kirami).

KERAMEDDİN: (Ar.) Er. 1. Kerem bağış ihsan lütuf sahibi. 2. Dinde üstün mertebelere ulaşan. 3. Keramet sahibi derviş veli. – Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

KERAMET: (Ar.) Ka. 1. Birine karşı ikramda bulunmak. 2. Allah’ın bir kimseye cömertliği, lütfü, himayesi ve yardımı olarak ele alınır.

KEREM: (Ar.) Er. 1. Asalet, asillik, soyluluk. 2. Cömertlik, el açıklığı lütuf, bağış, bahşiş.

KEREMŞAH: (Ar.) Er. – (bkz. Kerem).

KERENÂY: (Fars.) Ka. – Eskiden kullanılan bir çeşit nefesli saz.

KERİM: (Ar.) Er. 1. Kerem sahibi, cömert, verimcil. 2. Ulu, büyük. 3. Lütfü, ihsanı bol, ihsan yönünden ulu. 4. Allah’ın isimlerinden, “abd” takısı alarak kullanılır, (bkz. Abdülkerim).

KERİMAN: (Ar.) Ka. – (bkz.Kerim).

KERİME: (Ar.) Ka. 1. (bkz. Kerim). 2. Âyet. 3. Kız evlat.

KERİMHAN: (a.t.i.) Er. – (bkz. Kerim).

KEŞİF: (Ar.) Er. – Açma, meydana çıkarma.

KEVÂR: (Ar.) Ka. – Büyük Sahra’da önemli bir vaha.

KEVKEB: (Ar.) – Yıldız gökyüzündeki parlak cisimleri ifade eden genel isim. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KEVNİ: (Ar.) Er. – Var olmayla, varlıkla ilgili.

KEVSER: (Ar.) Ka. 1. Maddi ve manevi çokluk, kalabalık nesil. 2. Cennette bir havuzun ırmağın adı. 3. Kur’an-ı Kerim’de en kısa sure.

KEYÂN: (Tür.) Er. – Büyük hükümdar, şah.

KEYFER: (Fars.) 1. Karşılık. 2. Mükafat veya mücazat. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KEYHAN: (Fars.) – Dünya. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KEYHÜSREV: (Fars.) Er. 1. Adil ve ulu padişah. 2. Keykavus’un torunu, Siyavuş’un oğlu olan meşhur hükümdar.

KEYKÂVUS: (Fars.) Er. 1. Adil, necip. 2. Keyaniyan’ın II. padişahı olup Keykubat’ın torunu ve halefidir. Key’lerin ikinci padişahı.

KEYKUBAD: (Fars.) Er. 1. Büyük ve ulu padişah. 2. Keykavus’un dedesi olan ünlü padişah. 3. Key’lerin ilk padişahı. – Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

KEYS: (Ar.) Er. – Zeka, anlayış, kavrayış.

KEYVAN: (Fars.) Ka. – Satürn yıldızı.

KEYYİS: (Ar.) 1. Akıllı, anlayışlı, kavrayışlı. 2. İnce zarif.

KEYYİSE: (Ar.) Ka. – (bkz. Keyyis).

KEZBAN: (Fars.) Ka. 1. Bir yeri yöneten kadın kahya. 2. Ev kadını, evine ve kocasına bağlı kadın.

KEZER: (Fars.) Er. – Kahraman.

KILAVUZ: (Tür.) Er. – Yol gösteren, rehber.

KILIÇALP: (Tür.) Er. – Kılıç gibi keskin yiğit.

KILIÇASLAN: (Tür.) Er. – (bkz. Kılıçalp). İlk Selçuklu Sultanı Süleyman Şah’ın oğlu. Daha sonra O da Selçuklu hanedanının başına geçti.

KILIÇHAN: (Tür.) Er. – (bkz. Kılıçalp).

KILINÇ: (Tür.) Er. 1. Çelikten silah. 2. Davranış, yaratılış, huy.

KINAY: (Tür.) – Çok çalışkan, etkin, faal. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KINCAL: (Tür.) 1. İnce zarif. 2. Aksi. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KINER: (Tür.) Er. – (bkz. Kıncal).

KINIK: (Tür.) Er. 1. Kaynak, menba. 2. İstek, arzu, gayret. 3. Obur. 4. Oğuzların 24 boyundan biri.

KINIKASLAN: (Tür.) Er. – (bkz. Kınık).

KINNESRİN: (Ar.) Ka. – Kuzey Suriye’de bir şehir, eski Halepde denilmektedir.

KIRALP: (Tür.) Er. – Kır beyi, taşrada oturan.

KIRAY: (Tür.) Er. 1. Genç, delikanlı. 2. Ürün vermeyen arazi. 3. Eşkıya yol kesen.

KIRCA: (Tür.) Er. 1. Dolu. 2. Ufak ve sert taneli kar, rüzgarla karışık yağmur.

KIRDAR: (Tür.) Er. – Ölçülü davranış, soğukkanlılık.

KIRGIZ: (Tür.) Er. 1. Gezici, gezgin. 2. Kırgızistan’da oturan halk.

KIRTEKİN: (Tür.) Er. – (bkz. Kıralp).

KISMET: (Ar.) Ka. 1. Bölme, pay etme, hisselere ayırma. 2. Talih, nasip, kader. 3. Şayi olan hisseyi tayin etme belirtme.

KIVANÇ: (Tür.). 1. Sevinç, memnuniyet. 2. Övünen, güvenen, iftihar eden. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KIYAM: (Ar.) Er. 1. Kalkma, ayağa kalkma, ayakta durma. 2. Namazda ayakta durma. 3. Bir işe başlama. 4. Ayaklanma. 5. Ölümden sonra dirilme, ayağa kalkma.

KIYAS: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi başka şeye benzeterek hüküm verme. 2. Karşılaştırma, örnekseme. 3. Umum kaideye uyma.

KIYMET: (Ar.) Ka. 1. Değer. 2. Bedel, baha, tutar. 3. Şeref, onur, itibar.

KIZILÖZEN: (Tür.) Ka. – Kızılırmak, güney Azerbaycan’ı 2 defa katederek Gilan’da Hazer denizine dökülen ırmak.

KİBAR: (Ar.) Ka. 1. Duygu, davranış ve hareket bakımından ince, zarif, nazik, çelebi. 2. Büyük cömert, asil, zengin. 3. Şık, seçkin. 4. Büyükler, ulular. 5. Kibirli.

KİBARİYE: (Ar.) Ka. – (bkz. Kibar).

KİÇİHAN: (Tür.) Er. – Küçük hükümdar.

KİFAYET: (Ar.) Ka. 1. Yetişme, el verme, kafi gelme. 2. Bir işi yapabilecek yetenekte olma.

KİMEK: (Tür.) – X. yy. İrtiş’in orta bölgesinde yaşayan bir Türk kavmi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KİRAM: (Ar.) Er. 1. Soydan gelenler, soyu temizler, ulular, sergeliler. 2. Cömertler, eliaçıklar. Sahabenin lakabı olmuştur.

KİRAMİ: (Ar.) Er. 1. Cömertçe, eli açıklara özgü. 2. Soylular, ulular, şereflilerle ilgili.

KİRAZ: (Yun.) Ka. – Gülgillerden, yapraklanmadan önce çiçek açan, düz kabuklu ağaç ve bu ağacın yuvarlak sulu ve tek çekirdekli yemişi.

KİRMAN: (Fars.) Er. 1. Hisar, kale. 2. İran’da bir eyalet ve bu eyaletin bugünkü merkezi.

KİRMANŞAH: (Tür.) Er. – (bkz. Kirman).

KİSRA: (Fars.) Er. – İran şahlarının adı.

KİŞVER: (Fars.) Ka. – Ülke.

KİTİARAZ: (Fars.) Ka. – Dünyayı süsleyen, dünyanın süsü olan.

KİYAN: (Fars.) Ka. 1. Yıldız. 2. Merkez.

KİYASET: (Ar.) Ka. – Uyanıklık, anlayışlılık.

KOCA: (Tür.) Er. 1. Eş. Ev ve ailenin yaşça en büyüğü. 2. İri, kocaman. 3. Akıllı, tedbirli yiğit.

KOCAALP: (Tür.) Er. – Yaşlı, ulu, yiğit

KOÇAK: (Ar.) Er. – Yürekli, eli açık. 2. Yüce gönüllü. 3. Konuk sever. 4. Yiğit, korkmayan kişi, savaşçı. 5.Açık kestane renginde olan.

KOÇAKALP: (Tür.) Er. – Cömert, kahraman, yiğit.

KOÇAKER: (Tür.) Er. – Cömert, kahraman kimse.

KOÇAŞ: (Tür.) Er. 1. Kılavuz, rehber. 2. Yağmur bulutu.

KOÇAY: (Tür.) Er. – Koç gibi güçlü.

KOÇER: (Tür.) Er. – Sağlıklı, yürekli er.

KOÇHAN: (Tür.) Er. – (bkz. Koçer).

KOÇUBEY: (Tür.) Er. – Koçu arabasını kullanan kişi. Koçu: Gelin arabası.

KOCYİĞİT: (Tür.) Er. – Yürekli, cesur, kahraman.

KONGAR: (Tür.) Er. – (bkz. Kongur).

KONGUR: (Tür.) Er. – San ile siyah karışımı bir renk, koyu kumral, kestane rengi.

KONGURALP: (Tür.) Er. – (bkz. Kongur).

KONGURTAY: (Tür.) Er. – (bkz. Konguralp).

KORUR: (Tür.) 1. Açık san, açık kestane renkli. 2. Kimseyi beğenmeyen gururlu, kendini beğenmiş. 3. Süslü, çalımlı, şık.

KONURALP: (Tür.) 1. Cesur, yiğit, er. Orhan Gazi’nin komutanlarından biri.

KORAL: (Fran.) Er. 1. Batı musikisinde dini şarkı. 2. Sınır muhafızı.

KORALP: (Tür.) Er. – (bkz. Koral).

KORAY: (Tür.) Er. – İyice kor rengine gelen ay.

KORÇAN: (Tür.) Er. – Ateşli, canlı, hareketli.

KORÇAN: (Tür.) Er. – Çağlayan.

KORGAN: (Tür.) Er. – Hisar kale.

KORHAN: (Tür.) Er. – Ateşli, canlı, güçlü hükümdar.

KORKUT: (Tür.) Er. 1. Büyük dolu tanesi. 2. Korkusuz, yavuz, heybetli. 3. Cin, şeytan.

KORKUTALP: (Tür.) Er. – (bkz. Korkut).

KORTAN: (Tür.) Er. 1. Yanan, sıcak ten. 2. Yalçın ve kesik kaya. 3. Pelikan kuşu.

KOTUZ: (Tür.) Er. – Gururlu, kibirli.

KOTUZHAN: (Tür.) Er. – (bkz. Kotuz).

KOYAK: (Tür.) Er. 1. Vadi, dere. 2. Dağlar ve kayalıklar üzerindeki doğal çukurlar. 3. Dağ yolu üzerindeki otluk. 4. Etkili, dokunaklı.

KOYAŞ: (Tür.) Er. – Güneş. – Erkek ve kadın adı olur.

KOYGUN: (Tür.) Er. 1. Etkili, hüzünlü, dokunaklı. 2. Akdoğan.

KOYTAK: (Tür.) Er. – Rüzgar almayan çukur yer.

KOYTAN: (Tür.) Er. – Dağ bucağı.

KOZA: (Tür.) Ka. – İçinde tohum ya da krizalit bulunan koruncak.

KÖKEN: (Tür.) Er. 1. Bir şeyin çıktığı, dayandığı temel, biçim neden ya da yer. 2. Kavun, karpuz, kabak gibi bitkilerin toprak üstüne yayılan dalları. 3. Soy, asıl, ata.

KÖKER: (Tür.) Er. – Köklü soydan gelen kimse.

KÖKLEM: (Tür.) Er. – İlkbahar

KOKSAL: (Tür.) Er. – Yer altında geniş bir alana dağılan kök.

KÖKSAN: (Tür.) Er. – Tanınmış, ünlü ad.

KÖKŞİN: (Tür.) Er. 1. Gök renginde. 2. Yaşlı, koca.

KÖKTEN: (Tür.) Er. 1. Köklü, yüzeyde kalmayan, derine inen. 2. Soylu.

KÖRNES: (Tür.) – Ayna. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KÖSE: (Fars.) Er. – Sakalı bıyığı hiç çıkmayan veya seyrek olan. – Daha çok lakab olarak kullanılır.

KÖSEM: (Tür.) Ka. 1. Sürüler önünde rehber vaziyetinde giden. 2. Cildi temiz, pürüzsüz. 3. Kösem Sultan: IV. İbrahim’in annesi ve torunu zamanında Osmanlı iktidarında etkin olan Sultan.

KUBİLAY: (Tür.) Er. – Cengiz Han’dan sonra Moğol imparatorluğu tahtına çıkan büyük kağanların en meşhuru 35 yıl saltanat sürmüş ve 1294 yılında 80 yaşında ölmüştür.

KUDDUS: (Ar.) Er. 1. Temiz, pak. 2. Hatadan, gafletten, eksiklikten uzak. 3. Çok aziz, mübarek. – Allah’ın isimlerinden. “Abd” takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur.

KUDDUSİ: (Ar.) Er. – 1. Kuddus olan Allah’ın nimetine mazhar olan 2. 19. yy. Bor’lu meşhur mutasavvıf Türk şairi.

KUDRET: (Ar.) Ka. 1. Kuvvet, takat, güç. 2. Allah’ın ezeli gücü. 3. Varlık, zenginlik. 4. Allah yapısı, yaratılış, insan eliyle yapılamayan şeyler. 5. Ehliyet kabiliyet. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KUDRETULLAH: (Ar.) Er. – Allah’ın gücü.

KUDSİ: (Ar.) Er. – Kutsal, muazzez, mukaddes. – Allah’a mensup, ilahi.

KUDSİYYE: (Ar.) Ka. – (bkz. Kudsi).

KUDÜS: (Ar.) Er. 1. Filistin’in merkezi olan şehir. – Ruhu’1- Kudüs: Cebrail, Hz. İsa’ya üfürülen ruh.

KUHİSTAN: (Fars.) Er. – Dağlık memleket, İran yaylasında dağların çok olduğu bölge.

KUHRUD: (Fars.) – Dağ ırmağı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KÛHSAR: (Fars.) 1. Dağlık. 2. Dağ tepesi. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KULA: (Tür.) Er. 1. Kumral. 2. Sarışın, mavi gözlü. 3. Vücudu koyu sarı, kuyruğu ve yelesi siyah olan at.

KULAHAN: (Tür.) Er. – (bkz. Kula).

KULAN: (Tür.) Er. 1. Anayurdu Asya olan at ile eşek arası görünüşte yabanıl bir at türü. 2. İki, üç yaşında dişi tay, kısrak. 3. Zafer kazanmış kişi.

KUMAN: (Tür.) Er. – XI. yy ile XIV. yy. arasında Güney Rusya bozkırlarında göçebe olarak yaşayan bir Türk boyu.

KUMANBAY: (Tür.) Er. – (bkz. Kuman).

KUMRU: (Fars.) Ka. – Güvercinlerden, uzunca kuyruklu boynunun yanlarında benekler bulunan ve güvercinlerden daha küçük olan boz renkli kuş.

KUMRUL: (Fars.) Er. – (bkz. Kumru).

KUMUK: (Tür.) Er. 1. Kılıç. 2. Kuzeydoğu Kafkasya ile Hazar denizinin batı kıyısında yaşayan bir Türk boyu.

KUMUKBAY: (Tür.) Er. – (bkz. Kumuk).

KUNT: (Tür.) Er. 1. Sağlam ve iri yapılı. 2. Ağır dayanıklı, kalın. 3. Bir tür güvercin.

KUNTAY: (Tür.) Er. – (bkz. Kunt).

KUNTER: (Fars.) Er. – Sağlam, kuvvetli.

KUNTMAN: (Tür.) Er. – Sağlam ve iri yapılı, sağlıklı kimse.

KURA: (Tür.) Er. 1. Cesur. 2. Çelik. 3. Toprak içinde bulunan büyük taş.

KURAL: (Tür.) Er. 1. Davranışlara ya da bir sanata bir bilime yön veren ilkeler. 2. Araç. 3. Silah.

KURAY: (Tür.) Er. – Ay gibi.

KURBAN: (Ar.) Er. 1. Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan şey. 2. Eti. fakire parasız olarak dağıtılmak niyetiyle farz, vacib, ve sünnet olarak kesilen hayvan. 3. Bir gaye uğruna feda olma.

KURÇEREN: (Tür.) Er. – Dayanıklı ve yiğit adam.

KUREYŞ: (Ar.) Er. – Hz. Peygamberin soyu.

KURMAN: (Tür.) Er. – Yüksek aşamalı, nitelikli kimse.

KURRE: (Ar.) Ka. Tazelik, parlaklık. – Mısır valiliği yapmış bir zatın adıdır.

KURTARAN: (Tür.) Er. – Kurtulmasını sağlayan.

KURTULUŞ: (Tür.) Er. 1. Kurtulmak fiili, kurtulma. 2. Tehlike, sıkıntı, zorluk veya esaretten, istiladan kurtulmuş olma hali, halas, necat, reha, selamet. 3. İstanbul’da bir semt adı.

KUSAY: (Ar.) Er. 1. Uzaklaşmak. 2. Peygamberin 5. dereceden atası olup İslamiyetten önce Mekke’de Kabe’yi tamir ettirmiş ve yeniden düzenlemiştir.

KUSVA: (Ar.) Er. 1. Son derece bulunan. 2. Nihayet son. 3. Erişilecek son nokta son sınır. 4. Peygamber (s.a.s)’in devesinin adı.

KUŞEYR: (Ar.) Er. – Büyük beni Amir b. Şaşa’a grubuna dahil bir Arap kabilesi. Kuşeyri: İslam aleminin büyük sufi müelliflerinden. Kuşeyri Risalesi adıyla ünlü eseri bulunmakta.

KUTAL: (Tür.) Er. – Mutlu ol.

KUTALMIŞ: (Tür.) Er. – Mutlu olmuş, kutlu olmuş.

KUTALP: (Tür.) Er. – Kutlu, uğurlu, yiğit.

KUTAM: (Ar.) Er. – Akbabaya benzeyen.

KUTAN: (Tür.) Er. 1. Dua, yalvarma. 2. Saka kuşu. 3. Saban. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

KUTAY: (Tür.) Er. 1. Mübarek ay. 2. Borneo adasının doğu tarafından bir sultanlık.

KUTBAY: (Tür.) Er. – (bkz. Kutalp).

KUTBERK: (Tür.) Er. – (bkz. Kutbay).

KUTCAN: (Tür.) Er. – Kutlu, uğurlu can.

KUTEL: (Tür.) Er. – Uğurlu el.

KUTER: (Tür.) Er. – Mutlu, uğurlu kişi.

KUTERTAN: (Tür.) Er. – (bkz. Kuter).

KUTHAN: (Tür.) Er. – (bkz. Kuter).

KUTKAN: (Tür.) Er. – Saygın, kutlu soydan gelen.

KUTLAN: (Tür.) Er. – Kutlu, mutlu ol.

KUTLAR: (Tür.) Er. – Mutluluklar, uğurlar.

KUTLAY: (Tür.) Er. 1. Uğurlu kutlu ay. 2. Kır donlu at.

KUTLU: (Tür.) Er. 1. Uğurlu, hayırlı. 2. Mübarek. 3. Mesut, bahtiyar.

KUTLUALP: (Tür.) Er. – Uğurlu yiğit-

KUTLUAY: (Tür.) Er. – Uğurlu ay.

KUTLUBAY: (Tür.) Er. – (bkz. Kutlu).

KUTLUCAN: (Tür.) Er. – (bkz. Kutlu).

KUTLUĞ: (Tür.) Er. – Uğurlu, mutlu, şanslı, kutlu.

KUTLUĞHAN: (Tür.) Er. – (bkz. Kutluğ).

KUTLUTEKİN: (Tür.) Er. – (bkz. Kutlu).

KUTSAL: (Tür.) Er. – Kudsi, kutlu mübarek, mukaddes.

KUTSALAN: (Tür.) Er. – Uğur getiren, kutlu kimse.

KUTSALMIŞ: (Tür.) Er. – (bkz. Kutsalan).

KUTSAN: (Tür.) Er. – Uğurlu, talihli ol.

KUTSEL: (Tür.) Er. – (bkz. Kutsan).

KUTSOY: (Tür.) Er. – (bkz. Kutsel).

KUTULMUŞ: (Tür.) Er. – Kurtul­muş, aydınlığa kavuşmuş.

KUTUN: (Tür.) Er. – Kutlu, kutsal.

KUTUNALP: (Tür.) Er. – (bkz. Kutun).

KUTUNER: (Tür.) Er. – (bkz. Kutun).

KUTYAN: (Tür.) Er. – Uğurlu kimse.

KUVVET: (Ar.) Er. 1. Güç, kudret, takat, sıhhat, sağlamlık. 2. Bir hükümetin askeri gücü.

KUYAŞ: (Tür.) Er. 1. Güneş. 2. Çok sıcak, güneşin etkili vurması.

KÜBRA: (Ar.) Ka. 1. Büyük olan (Ekber’in müennesi). 2. Hadicetü’l-Kübra: Hz. Peygamberin ilk hanımı.

KÜLTİGİN: (Tür.) Er. – Göktürk prensi ve komutanı.

KÜLÜK: (Tür.) Er. 1. Meşhur ünlü. 2. Taşçı, çekici, balyoz.

KÜRBOĞA: (Tür.) 1. İri, güçlü, sarsılmaz boğa. Kuvvetli iri yapılı boğa. Selçuklu komutanı ve Musul emirinin adı.

KÜREMA: (Ar.) Er. 1. Kerim, asil, necip, iyiliksever, hayır sahibi cömert, eli açık kimseler. 2. Ulular, büyükler.

KÜRHAN: (Tür.) Er. Yiğit, yürekli han.

KÜRŞAD: (Tür.) Er. – Eski Türklerde yiğit, alp.

KÜRÜMER: (Tür.) Er. – topluluk, sürü.

KUŞAD: (Fars.) Er. 1. Açılış, açma. 2. Fetih, fethetme. 3. Açılış merasimi, küşad resmi. 4. Yayın gerilip bırakılması. 5. Musikide uvertür. 6. Bir cins tavla oyunu. – Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

KÜŞADE: (Fars.) Ka. 1. (bkz. Küşad). 2. Açık. 3. Ferah.

comments: 0 » tags:

J

Posted on 10th Ekim 2010 in islam

JALE: (Fars.) Ka. – Gece meydana gelen ve sabah çiçekler üzerinde görülen su damlacığı, çiğ, şebnem (bkz. Şebnem).

JENGAR: (Tür.) Ka. 1. Bakır pası. 2. Çöktaşı. 3. Deniz yeşili renk.

JERFÎ: (Fars.) Er. – Derinlik. Derin deniz.

JEYN: (Fars.) Er. – (bkz. Jiyan).

JİYAN: (Fars.) Er. – Coşmuş, kükremiş, kızgın.

JÜLİDE: (Fars.) Ka. 1. Karışık, karmakarışık, dağınık. 2. Derinlik.

comments: 0 » tags:

İ

Posted on 10th Ekim 2010 in islam

İBADULLAH: (Ar.) Er. 1. Allah’ın kullan, insanlar, (bkz. Abdullah). 2. Çok, pek çok.

İBER: (Ar.). – İbretler, alınan kötü dersler. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İBHAC: (Ar.). – Sevindirme, sevindirilme. – Erkek ve kadın adı olarakkullanılır.

İBİŞ: (Tür.) Er. l. Ortaoyunu ve kukla tiplerinde gülünç şahıs. 2. Avanak, sersem. Daha çok takma isim olarak kullanılır.

İBN: (Ar.) Er. – Erkek çocuk demektir. Araplarda birçok şahıs babalarının isimleriyle anılmıştır. İbn Abbas (Abdullah): Rasulullah ‘in amcası Abbas’ın oğlu. Sahabedendir.

İBRA: (Ar.). Beri kılma, beraat etme, temize çıkarılma, aklanma. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İBRAHİM: (Ar.) Er. 1. İnananların babası. 2. Hakların babası. 3. Kur’an’da ismi geçen İbrahim peygamber.

İBRET: (Ar.) Ka. 1. Bir olaydan, kötü bir durumdan ders alma. 2. İbret alınacak olay, iş, acaip, tuhaf.

İBRİN: (Ar.) Ka. – Yüzü parlak, güzel olan sevgili.

İBRİNŞAK: (Ar.) Ka. – Ağaçta, çiçek açma, ağacın çiçeğinin tomurcuğunu yarıp çıkması.

İBRİZ: (Ar.). – Halis, saf altın. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İBSAN: (Ar.) Er. – İnsanın yüzü veya huyu güzel olma.

İBŞAR: (Ar.) – Müjde verme, müjdeleme, muştulama. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İCAZET: (Ar.) Ka. 1. İzin, ruhsat. 2. Diploma.

İCAB: (Ar.) Er. 1. Lazım gelme, gerçek. 2. Bir sözleşme için ilk söylenen söz. 3. Olumlama, olumlu hale gelme.

İCÂBET: (Ar.) Ka. 1. Kabul etme, kabul edilme. 2. Razı olma, uyma.

İCÂBİ: (Ar.) Er. – (bkz. İcab).

İCİ: (Fars.) Er. 1. Hükümdar veziri vekili. 2. Atmaca.

İCLÂL: (Ar.) Ka. 1. Büyültme, saygı gösterme, ikram. 2. Büyüklük, kudret ve kuvvet. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İCMA: (Ar.) Ka. – Dağınık şeyleri toplama, biraraya getirme.

İCMÂL: (Ar.). 1. Özetleme. 2. Özet. 3. Cem, toplama. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İÇKİN: (Tür.). – Varlığın içinde bulunduğu varlığın yapısına karışmış olan. 2. Yalnızca bilinçte olan. 3. Deney içinde kalan, deneyi aşmayan. 4.Dünya içinde dünyada olan. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İÇÖZ: (Tür.) Er. – İçli, özlü değerli.

İÇTEN: (Tür.). – Yürekten, candan, samimi. En önemli, can alıcı noktasından. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İDİCANAN: (Ar.) Ka. – Sevgilinin bayramı.

İDİKUT: (Tür.) Er. 1. Kutlu, saadetli. 2. Yüksek rütbeli. 3. Eski Türklerde bir hükümdar ünvanı.

İDİL: (Yun.i.) Ka. 1. Kır hayatını konu edinen yazı veya şiir, aşk hakkında. 2. Küçük ve şairane resim. 3. İçten ve saf aşk.

İDLÂL: (Ar.) Ka. – Naz etme, nazlanma, aşın derecede nazlanma.

İDRİS: (Ar.) Er. 1. Meyvesi hoş kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. 2. İlim ve fende ileri seviyede olan anlamında. 3. Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen İdris peygamber. 4. İlk kez giysi dikip giydiği için terzilerin, ilk kez kalem kullandığı için yazarların piri sayılmaktadır.

İFAKAT: (Ar.) Ka. 1. Hastalıktan kurtulma, iyileşme. 2. Ayılma.

İFAZA: (Ar.). 1. Feyizlendirme, feyz ve nur verme. 2. Kabı taşıncaya kadar doldurma. – Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

İFDAL: (Ar.). 1. Lütuf ve bağış. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İFFET: (Ar.) Ka. 1. Afiflik, temizlik. 2. Namus.

İFHAR: (Ar.) Er. – Onurlandırma, üstün etme.

İFTİHAR: (Ar.). 1. Şeref, şan. 2. Övünme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İĞDEMİR: (Tür.) Er. – Marangozlukta ağaç delmek için kullanılan çelik araç.

İHLAS: (Ar.) Er. 1. Halis, temiz doğru sevgi. 2. Gönülden gelen dostluk, samimiyet, doğruluk, bağlılık. 3. Kur’an-ı Kerim’in 112. suresinin adı.

İHMİRÂR: (Ar.) Ka. Kızarma, kızıllık.

İHSAN: (Ar.) Er. 1. İyilik etme. 2. Bağış bağışlama. 3. Verilen bağışlanan şey. 4. Lütuf, iyilik.

İHTİMAM: (Ar.) Er. – Dikkatle çalışma, önemle inceleme.

İHTİRAM: (Ar.) Er. – Saygı, hürmet.

İHTİŞAM: (Ar.). – Büyüklük, göz alıcılık, gösterişlilik, görkem. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İHVAN: (Ar.). 1. Sadık, samimi candan dostlar. 2. Aynı tarikata mensup insanlar. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İHYA: (Ar.). 1. Diriltme, diriltilme, canlandırma. 2. Taze can verircesine iyilik lütfetme. 3. Yeniden kuvvetlendirme. 4. Uyandırma, canlandırma, tazelik verme. 5. Allah’ın sıfatlarından. – İsim olarak kullanılmaz.

İKAN: (Ar.). – Sağlam biliş, bilme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İKBÂL: (Ar.). 1. Birine doğru dönme. 2. Baht-talih. 3. İşlerin yolunda gitmesi, bahtlı, saadetli, mutlu olması. 4. Arzu, istek. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İKBAR: (Ar.). Büyük, ulu görme, görülme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İKDAM: (Ar.). 1. İlerleme. 2. İlerlemeye çalışma. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İKLİL: (Ar.) Ka. – Taç esfer.

İKLİM: (Yun.). – Bir ülke ya da bölgenin ortalama hava durumunu belirleyen meteorolojik olayların tümü. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İKRAM: (Ar.). 1. Hürmet, saygı gösterme. 2. Ağırlama. 3. Bir şeyi hediye, armağan olarak verme. 4. Hesap dışı yapılan inceleme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İKRAMULLAH: (Ar.) Er. – Allah’ın ikramı, nimeti, bağışı.

İKSİR: (Ar.). 1. Ortaçağ kimyacılarının olağanüstü etkili güçte varsaydıkları cisim. 2. Etkili, yarar şurup. 3. En etkili neden. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İKTİDAULLAH: (Ar.) Er. – Allah’a tabi olma, uyma.

İLBAŞI: (Tür.) Er. – Selçuklular’da köy yöneticisi.

İLBEY: (Tür.) Er. – Bir müddet “vali” karşılığında resmen kullanılan uydurma kelime.

İLBEYİ: (Tür.) Er. – Eski Türkler’de ve Osmanlılarda bazı oymak beyleri ve ileri gelenler için kullanılan ünvan.

İLBİLGE: (Tür.) Er. – Bir ülkenin tanınmış saygın, bilgin kişisi.

İLCAN: (Tür.) Er. – Ülkenin canı, sevdiği kişisi.

İLDEMİR: (Tür.) Er. – Ülkenin en sağlam, güçlü, kuvvetli kişisi,

İLDENİZ: (Tür.). 1. Ülkenin denizi. İldeniz Şemseddin: Azerbaycan Atabeyleri diye de anılan İldenizler Sülalesinin kurucusu. Kıpçaklardandır. (Öl. 1175). – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLENÇ: (Tür.) Er. – İlenmek amacıyla söylenen söz, ilenme.

İLEY: (Fars.). 1. Huzur. 2. Yan, yön, karşı taraf. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLGAR: (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde at koşularına ve tören olarak yapılan koşulara verilen ad. 2. Atın dört nala koşması.

İLGARİ: (Tür.). 1. Artukluların Mardin ve Silvan kolundan iki Atabeyin adı. 2. Komutan, önder.

İLGİ: (Tür.). 1. İki nesne arasındaki bağ, alaka. 2. Kimyada bir cismin başka bir cisimle birleşmeye olan meyli. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLGÜ: (Tür.). Engel, mania. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLGÜL: (Tür.) Ka. 1. Ülkenin gülü. 2. Çok güzel kadın.

İLGÜN: (Fars.) Ka. – Halk, ahali.

İLHAM: (Ar.). 1. Allah tarafından insanın gönlüne doldurulan şey. 2. Peygamberin gönlüne gelen ilahi düşünceler. 3. Günlük, olağan şey. 4. İçe-gönüle doğma. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLHAMİ: (Ar.) Er. – (bkz. İlham).

İLHAN: (Fars.) Er. – Moğol hükümdarlarına verilen unvan.

İLİG: (Tür.) Er. – Hükümdar ve hükümdar ailesi mensuplan.

İLİGHAN: (Tür.) Er. Karahanlı hükümdar.

İLKAN: (Tür.) Er. 1. İlk kan. 2. İran’da İlhanlılar’dan sonra bir devlet kuran Türk hükümdarı.

İLKAY: (Tür.). – Yeni ay, ayın ilk hali. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLKBAHAR: (Tür.) Ka. – Yılın ilk mevsimi, bahar.

İLKBAL: (Tür.) Ka. – İlk doğan kız çocuklarına verilen ad.

İLKCAN: (Tür.) Er. – İlk doğan erkek çocuklarına verilen ad.

İLKE: (Tür.) 1. Kendisinden türetilen ilk madde. 2. Temel düşünce, temel kanı, umde, prensip. 3. Temel bilgi. 4. Öncül. 5. Davranış kuralı. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLKEHAN: (Tür.) Er. – Yeni ilkeler, kanunlar koyan hükümdar, yönetici.

İLKER: (Tür.) Er. – İlk doğan çocuk.

İLKİM: (Tür.). – İlk doğan çocuklara verilen ad. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLKİN: (Tür.) – Önce, öncelikle, uydurma bir kelime. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLKNAZ: (Tür.) Ka. – İlk doğan kız çocuklarına verilen isim.

İLKNUR: (Tür.) Ka. – İlk ay, ayın ilk hali.

İLKSEL: (Tür.) – Uzun süre çocuğu olmayanların daha sonra ikiz ve üçüz çocukları olduğunda verilen isim. -Erkek ve kadın adı olarak kulanılır.

İLKSEN: (Tür.) – (bkz. İlknaz). – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLKSER: (Tür.) Er. – İlk baş, ilk önce, birinci.

İLKSEV: (Tür.) Ka. – (bkz, İlknaz).

İLKSEN: (Tür.) Ka. – (bkz. İlksen).

İLKUT: (Tür.) Er. – Kutlu, mutlu, uğurlu ülke.

İLKUTAY: (Tür.) Er. – Kutsal ülke.

İLKYAZ: (Ar.) Ka. – İlkbahar, yaz başlarında doğanlara verilen ad.

İLLİYYUN: (Ar.). – Gökyüzünün ve cennetin en yüksek tabakası. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLMA: (Ar.). 1. Parlatma. 2. Belirleme, işaret etme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLMEN: (Tür.) Er. – Bir ülke halkından olan kimse, yurttaş. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLMİ: (Ar.) Er. – İlimle, bilgi ile ilgili.

İLMİYE: (Ar.) Ka. – İlme ait, ilme mensup.

İLSAK: (Ar.) – Birleştirme, kavuşturma. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLSAVUN: (Tür.) Er. – Ülkeni düşmanlardan koru.

İLSEV: (Tür.) – Ülkeni sev, ülkesini seven. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLSEVEN: (Tür.) – (bkz. İlsev).

İLSU: (Tür.) – Ülkenin suyu, bereketi, bolluğu. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLŞEN: (Tür.) Ka. – Mtlu, şen ülke.

İLTAN: (Tür.) Er. – Ülkeni tanı, ülkesini tanıyan seven.

İLTAY: (Tür.) Er. – (bkz. İltan).

İLTEBER: (Tür.) Er. – Eski Türklerde vali, kumandan anlamlarında unvan.

İLTEKİN: (Tür.) Er. – Tek ve eşsiz ülke.

İLTEMİR: (Tür.) Er. – (bkz. İltekin).

İLTEMİZ: (Tür.) Er. – (bkz. İltekin).

İLTEMÜR: (Tür.) Er. – (bkz. İltekin).

İLTER: (Tür.) Er. – Yurdunu seven, koruyan, gözeten.

İLTİCAULLAH: (Ar.) Er. - Allah’a sığınma, iltica etme.

İLTİFAF: (Ar.) Ka. 1. Sarınma, bürünme, örtünme. 2. Çiçeklerin bürüm bürüm katmerleşmesi.

İLTİFAT: (Ar.) 1. Yüzünü çevirip bakma. 2. Dikkat. 3. Hatır sorma, gönül alma. 4. Sözünü başka bir kişiye çevirme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İLTİKA: (Ar.) Ka. – Rast gelme, kavuşma, karşılaşma, buluşma.

İLTİKAULLAH: (Ar.) – Allah’a kavuşma, hidayete erme.

İLYAS: (İbr.) Er. – Yağmurlara hükmeden İsrail peygamberi. Kur’an-ı Kerim’de 3 yerde adı geçen peygamberin ismidir. Hızır (a.s.) olduğunu söyleyenler vardır.

İMAD: (Ar.) Er. – Direk, kolon.

İMADEDDİN: (Ar.). 1. Dinin direği. Daha çok unvan olarak kullanılır. -Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İMAM: (Ar.) Er. 1. Namazda kendisine uyulan kimse. 2. Önde bulunan, önayak olan kimse. 3. Halife. Devlet başkanı. 4. Mezhep kuran yüksek dereceli alim. 5. Hz. Ali neslinden gelen. 6. İmam-ı Âzam: Hanefiyye mezhebinin kurucusu.

İMÂR: (Ar.) Er. – Şenlendirme, bayındırma.

İMAREDDİN: (Ar.) Er. – Dini alanda yenilik yapan, dinin yönlendirdiği kimse. – Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İMDÂD: (Ar.) Er. 1. Yardım eden. 2. Yardıma gönderilen kuvvet. – Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İMER: (Tür.) – Çok zengin, varlıklı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İMGE: (Tür.) – Hayal karşılığı olarak kullanılan ve Fransızca İmaj kelimesine benzetilerek uydurulan kelime.

İMRÂN: (Ar.) Er. 1. Evine bağlı kalan. 2. Hz. Meryem’in babası, Âl-i İmran: İmran ailesi. Musa, Harun-Meryem ve İsa. – Kur’an-ı Kerim’in 3. suresi.

İMREN: (Tür.) – Görülen bir şeyi veya herhangi bir isteği elde etmek istemi, gıbta. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İMRUZ: (Fars.) – Bugün. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İNAK: (Ar.) Er. – Gerçek dost, arkadaş, sırdaş.

İNAKA: (Ar.) Ka. – Aşın güzelliği ve çekiciliği ile hayat verme, verilme.

İNALKUT: (Tür.) Er. – İnanılan doğru, uğurlu ve kutlu kimse.

İNALTEKİN: (Tür.) Er. – (bkz. İnalkut).

İNAMULLAH: (Ar.) Er. – Allah’ın nimeti, iyiliği.

İNAN: (Ar.) Er. 1. Dizgin. 2. İdare etme, yürütme. 3. (Tür.) Bir kimse ya da şeyin doğruluğunu büyüklüğünü ve gücünü sarsılmaz bir duygu ile benimseme, iman.

İNANÇ: (Tür.) Er. 1. Bir fikre olan bağlılık, kesin kabul. 2. İman. 3. Kesin kabulle bağlanılan şey. 4. İnanılır şey. 5. Doğru, emin.

İNANÖZ: (Tür.) Er. – Özünde inanç olan, iman eden.

İNARE: (Ar.). – Nurlandırma, aydınlatma. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İNAYET: (Ar.) Ka. 1. Dikkat. 2. Gayret, özenme. 3. Lütuf, ihsan, iyillik.

İNAYETULLAH: (Ar.) Er. – Allah’ın lütfü. Allah’ın ihsanı. İnayetullah Kenbu: Şah Cihan dönemini anlatan, Şahcihanname isimli yapıtın sahibi. Hintli tarihçi, yazar.

İNCİ: (Tür.) Ka. 1. İstiridye cinsinden deniz hayvanlarının içinde çıkan parlak, yuvarlak ve ziynet eşyası olarak kullanılan kıymetli taş. 2. Küçük, temiz ve sevimli. 3. Kıymetli.

İNCİFEM: (t.a.i.) Ka. – İnci gibi güzel ağızlı.

İNCİFER: (t.f.i.) Ka. – İnci gibi parlak güzel.

İNCİLÂ: (Ar.) Ka. 1. Parlama, cilalama. 2. Görünme, belli olma. 3. Parlaklık, ışık.

İNCİLAY: (Tür.) Ka. – Ay’ın en ince olan zamanı. – İnci ve ay kelimelerinden birleşik isim.

İNCİSER. (t.f.i.) Ka. – Baş inci, en güzel inci.

İNDİRA: (Ar.) 1. Girişim. 2. Öne geçme. 3. Bulut altından sıyrılma. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İNFAKULLAH: (Ar.). – Allah’ın yardımı, nafakası, infakı. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İNKİYADULLAH: (Ar.) Er. – Allah’a boyun eğme, teslim olma, kendini teslim etme.

İNŞAT: (Ar.) Er. – Neşelendirme, (bkz. Neşet).

İNŞAULLAH: (Ar.) Er. – Allah’ın yapması, meydana getirmesi.

İNŞİLÂL: (Ar.) 1. Şelale oluşturma. 2. Şiddetle dökülme, atılarak akma.-Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İNŞİRAH: (Ar.) Er. 1. Açılma. 2. Açıklık, ferahlık. – Kur’an-ı Kerim’de bir süre adı. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İNŞİRAK: (Ar.) 1. Çatlayıp yarılma, yarık olma. 2. Parlama. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İPAR: (Tür.) Ka. 1. Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen bir çeşit dikenli otun sarımtrak çiçekleri, kurusa bile uzun süre kokusu gitmez.

2. Güzel koku, misk, anber.

İPEK: (Tür.) Ka. – İpekböceği denilen ve dut yaprağı ile beslenen kurdun ördüğü koza çözülerek elde edilen, kumaş dokumada kullanılan parlak ve ince tel.

İRADE: (Ar.) Er. 1. İstem. 2. Emir. 3. (bkz. İstem).

İRCA: (Ar.) 1. Geri çevirme, geri döndürme. 2. (Kim.) indirgeme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İREM: (Ar.) 1. Cennet bahçesi. 2. Ok veya kurşun atılan nişan tahtası. 3. Cenk denilen musiki aleti ve bunu icad edenin adı. 4. Ad kavmi zamanında, Şeddad tarafından cennete benzetilme amacıyla yapılan bahçe olup, Şam’da veya Yemen’de bulunduğu söylenir. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İREN: (Ar.) 1. Özgür, hür. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İRFAN: (Ar.) 1. Bilme, anlama. 2. Gerçeği sezme, kavrama gücü. 3. Dini gerçek ve sırlan biliş. 4. Kültür. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İRFAT: (Ar.) Er. – Yardım etme, bir şey verme.

İRGÜN: (Tür.) – Sabahın erken saatleri. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İRMAN: (Fars.) 1. Çağrısız gelen kimse. 2. Dalkavuk. 3. Eğreti. 4. Arzu, istek. 5. Pişmanlık. – Erkek ve ka­dın adı olarak kullanılır.

İRMEGÂN: (Fars.) Ka. 1. Uğurluluk, saadet, ikbal. 2. Terbiye eden.

İRSAD: (Ar.) Ka. 1. Hazırlama. 2. Hazır olma.

İRSALULLAH: (Ar.) Er. – Allah’ın göndermesi, yollaması, Allah’tan gelen.

İRSEN: (Ar.) – Miras olarak, anadan babadan geçerek. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İRŞAD: (Ar.) 1. Doğru yolu gösterme uyarma. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İRŞADULLAH: (Ar.) Er. – Allah’ın irşadı.

İRTEK: (Tür.) Er. 1. Şafak vaktinde doğan. 2. Masal, efsane.

İRTİZA: (Ar.) Er. – Razı olma, uygun bulma, beğenme, seçme.

İRVA: (Ar.) Ka. – Suya kandırma.

İRZA: (Ar.) – Gönlünü etme, hoşnut etme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İRZİZ: (Ar.) Ka. 1. Titreme. 2. Dolu tanesi. 3. Dik ses.

İSA: (Ar.) Er. – Dört büyük peygamberden biri. Dört büyük kitaptan İncil’in kendisine gönderildiği, Fir’avunlarla verdiği muhteşem mücadeleyle bilinen büyük peygamber. Kur’an’da 25 yerde ismi geçmektedir.

İSABET: (Ar.) 1. Düşme, (isabet). 2. Düşme, çıkma. 3. Değme, tutma. 4. Yerindelik, yazılmazlık. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İSAD: (Ar.) Er. 1. Yüceltme, yükseltme. 2. Kutlu kalma.

İSADE: (Ar.) Ka. – (bkz. İsad).

İSAF: (Ar.) Er. – Bir isteği, dileği yerine getirme.

İSAR: (Ar.) Er. 1. İkram, bahşiş. 2. Cömertlikle verme. 3. Dökme, saçma, serpme. 4. Kendi muhtaç olduğu halde bahşiş verme.

İSARE: (Ar.) Ka. – (bkz. İsar).

İSASE: (Ar.) Ka. 1. Göz ucuyla bakma. 2. Camiyet. 3. Zenginlik, servet.

İSFENDİYAR: (Fars.) Er. – İran mitolojisinde adı geçen hükümdarın adı.

İSFİD: (Fars.) 1. Ak, beyaz renkli. 2. (bkz. Esfid). – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İSHAK: (İbr.) Er. 1. İbranice “Gülme” anlamına geldiği söylenir. 2. Hz. İbrahim’in 2 oğlundan biri olan ve Ya’kub (a.s.)’un babası. Peygamberdir. Kur’an’da 17 yerde ismi geçen peygamberlerdendir.

İSKENDER: Er. – M.Ö. 356-323 yıllan arasında yaşayan ve 20 yaşında hükümdar olan Makedonya kralı, Aristo’dan ders almıştır. Yunanistan, İran, Anadolu, Suriye, Mısır, Hindistan’ı istila eden hükümdara, Büyük İskender lakabı takılmıştır. 33 yaşında ölmüştür.

İSLÂM: (Ar.) Er. 1. Muhammed(s.a.s)’e nazil olan ve kendisi tarafından insanlığa tebliğ edilen din, Allah’ın en son dini. 2. Allah’a teslim olma, onun emirlerine uyup, yasaklarından kaçınma. 3. İyi geçinme, barış içinde olma.

İSMÂH: (Ar.) Er. 1. Semahatli, cömert kılma. 2. Mülayim ve itaatli.

İSMAİL: (Ar.) Er. – Hz. İbrahim (a.s.)’in oğlu. İbrahim (a.s.) O’nu Allah’a kurban olarak adamış ve sözünde durmak için harekete geçmiştir.

Fakat Allah (c.c.) O’nu son anda Cebrail aracılığıyla durdurmuş ve bu imtihanı kazandığını bildirmiştir. İsmail (a.s.) Kur’an’da ismi geçen peygamberlerdendir ve babasıyla beraber Ka’be’yi inşa etmişlerdir.

İSMET: (Ar.) 1. Masumluk, günahsızlık, temizlik. 2. Haramdan namusa dokunan hallerden çekinme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Peygamberin sıfatlarındandır.

İSMİHAN: (Ar.) – Hükümdar isimleri. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İSMİNAZ: (a.f.i.) Ka. 1. Naz isminde. 2. Çok nazlı olan.

İSMİNUR: (Ar.) Ka. – Nur ismini alan.

İSMİRAR: (Ar.). – Esmerleşme, kara olma, kararma. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.

İSNÂ: (Ar.) 1. Övme, şükretme. 2. Değerini yükseltme. 3. Bir yerde uzun zaman kalma. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İSRA: (Ar.) Ka. 1. Yürütme, geceleyin yürütme gönderme. 2. Hz. Peygamberin miraç gecesi. 3. Kur’an-ı Kerim’in 17. suresi.

İSRÂC: (Ar.) 1. Yakma, yandırma. 2. Aydınlatma. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İSRAFİL: (Ar.) Er. – Dört büyük melekten sura üfürme görevi verilen melek.

İSRAİL: (İbr.) – Ya’kub peygamberin lakabı. Sonradan onun soyundan gelenler İsrailoğullan diye anılmışlardır. İsrailoğullan, Kur’an’da çok sık kullanılan bir isimdir.

İSTÂRE: (Fars.) Ka. – Yıldız, necm, sitare.

İSTEM: (Ar.) 1. Zulüm ve sitem. 2. İsim olarak kullanılması uygun değildir.

İSTEMİHAN: (Tür.) – Göktürk devletinin kurucusu Bumin kağanın kardeşi olan Türk hakanı. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İSTİHSAN: (Ar.) – Güzel bulma, beğenme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İSTİKBAL: (Ar.) 1. Gelecek zaman. 2. Geleni karşılama. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İŞCAN: (Tür.) Er. – Çalışmayı seven, çalışkan.

İŞVE: (Ar.) Ka. – Güzellerin gönül alıcı, gönül aldatıcı, nazlı davranışı.

İTKAN: (Ar.) Er. 1. Sağlamlaştırma. 2. İnanma.

İVAR: (Fars.) Ka. – Düzülmüş, koşulmuş, hazırlanmış.

İYEM: (Tür.) – Güzellik. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İYİSAN: (Tür.) – İyi adla anılan, iyi tanınan kimse. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İZAN: (Ar.) 1. Anlayış, kavrayış, akıl. 2. Terbiye, edeb. 3. Boyun eğme, göz dinleme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İZANULLAH: (Ar.) Er. – Allah’a boyun eğme, Allah’ın terbiyesi.

İZEM: (Ar.) – Büyüklük, ululuk. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İZGİ: (Tür.) – (bkz. İzgü).

İZGÜ: (Tür.) – İyi güzel, akıllı, adaletli. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İZGÜL: (Tür.) Ka. – (bkz. İzgü).

İZGÜN: (Tür.) Er. – (bkz. İzgü).

İZHAN: (Tür.) Er. – İyiliğin, güzelliğin hakimi, yönetici.

İZHANIM: (Tür.) Ka. – (bkz. İzhan).

İZHAR: (Ar.) Er. – Gösterme, meydana çıkarma.

İZRA: (Ar.) 1. Aşın övme. 2. Altın arama. 3. Korkutma. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İZZET: (Ar.) Er. 1. Değer kıymet yücelik, ululuk. 2. Kuvvet, kudret. 3. Hürmet, saygı ikram izan.

İZZETTİN: (Ar.) Er. 1. Dünün kıymeti, kudret, ulviyeti. 2. Asıl şekli “İzzü’ddin”dir. – Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İZZİ: (Ar.) Er. – Sabırlı, dayanıklı kimse.

comments: 0 » tags:

I

Posted on 10th Ekim 2010 in islam

IDIK: (Tür.) Er. – Kutsal, mübarek.

IDIKUT: (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde bir şan. 2. Devlet yönetme gücü.

IKNAT: (Ar.) Ka. 1. Allah’a dua etme, yalvarma. 2. İnkisar etme. 3. Namazda kıyamı uzatma ve hacca devam etme.

ILDIR: (Tür.) Er. 1. Parıltı, parlayış. 2. Alacakaranlık.

ILDIZ: (Tür.). 1. Yıldız. 2. Gündönümünden 10 gün önceki zaman. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ILGAR: (Tür.) Er. 1. Çok çabuk, hızlı. 2. Hücum, akın. 3. Verilen söz. 4. Havanın parlak, açık olması. 5. Öfke.

ILGAZ: (Tür.). 1. Atın dört nalla koşması. 2. Hücum, akın. 3. Çankırı ilinin ilçe merkezi. 4. Batı Karadeniz bölgesinin en yüksek dağ kitlesi. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ILGAZER: (Tür.) Er. – (bkz. Ilgar).

ILGI: (Tür.) Er. 1. Soy sop. 2. Sürü. 3. Çoban. 4. Hısım, akraba.

ILGIM: (Tür.) Ka. 1. Serap. (bkz. Serap). 2. Gök erimi, serap. 3. Belli belirsiz.

ILGIN: (Tür.) Ka. – Kumlu topraklarda yetişen ve çit bitkisi olarak kullanılan ağaççık.

ILICAN: (Tür.) Er. – Ilıkça, biraz ılık.

IRAK: (Tür.) Ka. – (bkz. Uzak).

IRAZ: (Tür.) Ka. – (bkz. Irak).

IRIZ: (Tür.) Er. – Cesur, yiğit.

IRMAK: (Tür.) Ka. – Çoğunlukla denize dökülen, genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akarsu, nehir.

IŞIK: (Tür.) Ka. 1. Bazı cisimler tarafından tabii halde ve akkor haline gelinceye kadar ısıtıldığında yayılan, cisimleri görmemizi sağlayan ışıma, aydınlık, ziya, nur (bkz. Ziya, nur). 2. Aydınlatma cihazı, mum, lamba, ampul, fener. 3. Işık tutma, bir konuda aydınlatıcı bilgi vermek.

IŞIKALP: (Tür.) Er. – (bkz. Işık).

IŞIKAY: (Tür.). – (bkz. Işık). – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

IŞIKER: (Tür.) Er. – (bkz. Işık).

IŞIKHAN: (Tür.) Er. – (bkz. Işık).

IŞIL: (Tür.) Ka. – Çok aydınlık, parlak ışık.

IŞILAR: (Tür.) Ka. 1. Parlayan, ışıldayan. 2. Neşeli, canlı, şen.

IŞIMAN: (Tür.) Er. – Parlak, aydınlık yüzlü kimse.

IŞIN: (Tür.) Ka. – Bir ışık kaynağından çıkarak her yöne yayılıp giden ışık demeti.

IŞINBAY: (Tür.) Er. (bkz. Işın).

IŞINBİKE: (Tür.) Ka. – (bkz. Işın).

IŞINER: (bkz. Işın).

IŞINSU: (Tür.) Er. – (bkz. Işın).

IŞKIN: (Tür.) Ka. – Bitki sürgünü, asma filizi.

ITIR: (Ar.) Ka. 1. Güzel, hoş koku. 2. Sardunyagillerden, yapraklan güzel kokan bitki, turnagagası.

ITRİ: (Ar.) Er. – Itrî (Buharizâde Mustafa Efendi). Türk besteci, hattat ve şair.

comments: 0 » tags:
- mirc mynet sohbet seviyeli sohbet chat -