Haydi gel
Yoksa kaybolacağım karanlıkta
Belki sisli bir kış gecesi
Belki hüzünlü bir sonbahar akşamı
Cesedimi bulacaklar çamurlar arasında
Gelip sana haber verecekler
Şaşıracaksın
‘Bir elinde resmin,bir elinde silah vardı ‘diyecekler,inanmayacaksın
Kalkıp geleceksin sonra bana
Cesedimi görünce taş kesileceksin
Senin için neler çektiğimi bir bir anlayacaksın
Tutup ellerimdendiyeceksin
Seni çoktan affettiğimi bilemeyeceksin
Eğilip sarılacaksın soğuk vücuduma
İşte o anda bir fısıltı duyacaksın dudaklarımdan
Aşk Şiirleri, Elveda Şiirleri, Elveda Şiiri
BağdaT
Bağdat…
Düşünerek yapılmış her işte bir hayır var
İyi iş yavaş çıkar,acele ile olmaz…
Tavuk bile bir günde bir yumurta yumurtlar
İki yumurta yapsa biri işe yaramaz…
Denirdi yanlış hesap döner gelir BAĞDAT’tan
Şimdi BAĞDAT dönülmez yanlış hesapla dolu…
Hani kurtulacaktı bir DİKTA SALTANATTAN?
Savaştan mı geçer hep barışın aydın yolu…
Savaş IRAK’ta değil ters baksan savaş olur,
VATAN uğruna ölüp toprak olanla vardır,
Toprağı paylaşmaya ‘KURT SOFRASI’ kurulur
Elden çıkmaya görsün bir kez hep parçalanır…
Şehitler
Binlerce şehit düştü
Çanakkale adına
Binlerce komando öldü,
Bu güzel yurt adına.
* * * * * * * *
Kimisi mermi taşıdı,
Kimisi bomba,
Dğşman attı,biz attık
Ama Çanakkaleyi biz kazandık.
* * * * * * * * * **
Çanakkale geçilmez,
Geçilmez dedik,
Çanakkale uğruna
Canımızı feda ettik.
çanakkale geçilmez!
Ey yüreğe zıpkın gibi saplı hançer
Onca acı ver ki can duysa da hiç der
Fışkırsa ruhumdan volkan gibi kan ter
Neymiş can uğruna zikrime zıt bin şer
İrkilse uğrunda toprağa düşmüş şer
Türkün görkemini sor hakkımda çok der
Duysun göz dikenin hak ettiği o yer
Kâinat sabrımın inceldiği tek yer
Ey kanına susamış ahmak beyinler
Her santimi kol bacak tipten bu yer
Ne sen gel ne ben geleyim canını ver
Şerefin gökten al ne ayağıma ser
Ey yurduma göz dikmiş beyinsiz asker
Yetmez Türk şanına gördüğün ne gök yer
Bastığın toprakta sana vasiyet tek yer
Sancağın rengidir ya bastığım şu yer
ANNEM
Nice zorluklarla doğurdun beni
Canından can katıp yoğurdun beni
Anne şefkatiyle çağırdın beni
Ben hakkını nasıl öderim anne?
İki yıl süt verip beni besletin
Uyumadın gece gündüz sesledin
Temiz tuttun, beşiğimi süsledin
Ben hakkını nasıl öderim anne?
Kol ve dizlerinde beni salladın
Kendini harcadın beni kolladın
Hastalandım baş ucumda ağladın
Ben hakkını nasıl öderim anne?
Benim için nice dertlere girdin
Sallar iken yavrum büyüsün derdin
Kendin hep aç kaldın bana yedirdin
Ben hakkını nasıl öderim anne?
Yetiştirdin beni okula gittim
Çok nazlı büyüdüm, haylazlık ettim
Hep seni üzerdim bitmezdi dertim
Ben hakkını nasıl öderim anne?
Üstüme titrerdin toz kondurmazdın
Kendin çalışırdın beni yormazdın
Her zaman okşardın asla vurmazdın
Ben hakkını nasıl öderim anne?
Karşılıksız sevdin ömür boyunca
Bu gurbet bizleri ayrı koyunca
Hep sevindin benden haber duyunca
Ben hakkını nasıl öderim anne?
Kalbini kırdıysam insan fıtratı
Eğer affetmezsen oğlun Mikdatı
Ben geçemem kıldan ince sıratı
Ben hakkını nasıl öderim anne?
ANTALYA
İsmin gönüllerde saklı bir şehir,
Solmayan renkli bir gülsün Antalya.
Mehtaba hükmeden, gümüşten nehir,
Gecemde masmavi tülsün Antalya.
.
Cennet sofrasında bir altın kaşık,
Kültürde ülkeme tutuyor ışık.
Sana bir ben değil, bir alem aşık,
Bunu bütün dünya bilsin Antalya.
.
Mavi bir atlastır, denizin suyu,
Her gece bağrına basıyor ayı,
Gördüm ne canları besliyor kıyı,
Aşıklar görmeye gelsin antalya.
.
Gün geçiyor, güzelliğin bitmiyor,
Anlatmaya kelimeler yetmiyor,
Hayalin gözümden bir an gitmiyor,
Ruhuma akan bir selsin Antalya.
.
Şanı, şöhretisin bu güzel yurdun,
Uzaktan göz kırpıp, naz edip durdun.
Bugün de Ayaz’ı gönülden vurdun,
Güzeller güzeli ilsin Antalya.
………………….Ahmet Ayaz
iCLaL Aydın – Canım Kızım
Meğer sanaymış yolculuğum. Burgun kendime neden yasadığımı sordum; bir anlamı olmalıydı basımdan gecen onca şeyin; bir karşılığım olmalıydı hayatta.bu soruyu sorduğumda kendime yirmi üç yasındaydım. Ellerim yaslanmamıştı henüz ama soluk soluğa kalmış yorgun bir çocuktum, bildiğim her şeyden, herkesten uzaktaydım..
Yalnızlık, yabancılık, haksızlık dünya kederleri bir olup yüklenmişlerdi bir gece kalbime. Balkona çıktım, dördüncü kattaydım.soğuk bir kıs gecesiydi. Demirleri tuttum caddeyi seyrettim ağlayarak. Göreceksin insan nasıl acır kendine böyle anlarda… Yüz yirmi dokuz numaralı otobüs geçiyordu ve bir kız köşedeki benzinciden çıkmış; elinde bira şişesi ağlıyordu, uzundu sacları.kaldırıma oturdu elindeki bira şişesini karşısındaki saat kulesine fırlattı. Saat oniki’ye on vardı ve belli ki ikimizinde canı çok yanmaktaydı…
Annem geldi aklıma bir Pazar dönüşü elimi avucunun içinde kavrayışı ve bana doğumumu anlatısı. Yalnızmış sancıları geldiğinde; çok korkmuş ya başaramazsa diye. Balkona çıkmış insanları seyretmiş başka kadınlarda çekti bu sancıyı diyerek ve başka insanların acılarından güç alarak doğuma girmiş. Doğduğumda yaptığı ilk şey saate bakmak olmuş. Saat öğlen oniki’ye on varmış. İşte böyle demiştim kendi kendime; buraya kadarmış. Sonra çilekli pastayı, çaldığım vişneleri, limonlu dondurmayı ne çok sevdiğimi düşündüm. Saclarımı uzatacaktım, para biriktirip yollara çıkacaktım ve bir daha hiç yirmi üç yaşında olmayacaktım. Büyük kararlardan önce mutlaka bir gece beklemeli eğer sabah aynıysa her şey o zaman düşünmeli bitirmeyi bir hikayeyi.. Ertesi gün güneşli bir sabahtı; çoktan düşmüştü ruhumun ve kederimin ateşi…
O günden sonra neler oldu bir bilsen…sana anlatacak o kadar çok şeyim var ki. Çok korkuyorum severmisin acaba beni? İyi bir anne olabilecek miyim? Koruyabilecek miyim seni? Kalbimde ve zihnimde biriktirdiklerimi eksiksiz iletebilecek miyim sana?
Takvimler bir sonbahar çocuğu olacağını söylüyor. Annende sonbaharda doğmuş bir bebekti. Bu mevsim hüzünlüdür kızım ve çok sever güneşi.şuanda minicik tekmelerinle ben burdayım diyorsun. Gelişine az kaldı. Seni sevinçle beklerken odanı hazırlıyoruz hevesle.ama ne yazık ki odan kadar sessiz ve özenli bir ülkeye gelmiyorsun. İsterdim ki benim gördüklerime sen şahit olma ama onlar sana bile yetişti. Geleceği zamanı kendi seçen biri olarak güçlü ve bendende önde olacağını biliyorum umarım sende seversin karıncaları, kedileri ve kelebekleri. Ben babasını çok özleyen bir çocuktum dilerim sen ayrı kalmazsın seni sevinçle bekleyen babandan….
Anneler ve babalar tanıyacaksın bizden başka. Oğluna söz verdiği bisikleti alamadığında notalarla oğlunun adını yazan bıyıklı yorgun babaları, ya da kendi giyemediği mavi yirmi üç nisan elbisesini sabaha dek uyumadan kızına diken anneleri, sonra kendinden başkasını düşünmeyenleri, kendi öfkesinde boğulanları ve yalancıları tanıyacaksın. AŞk’ı tanıyacaksın bir gün, kalbim kırılacak ve belki kıracaksın birilerini… İyi bir tamirci ol kızım, çabuk onar kırdığın kalplere ve çaresiz kalma kendi kırık kalbine. Sen şimdi kendi öykünü yazmaya geliyorsun.
Hayat iki seçenek sunuyor: ya payına düşen kederi parlatacaksın; ya da ömrünle iyi geçinmeye bakacaksın. İkincisini tercih edersin umarım…
Bana öğretildiği gibi kızım; öğrendiğin çiçek adlarını unutma, kelebekleri kitap arasında kurutma, kin büyütme kalbinde ve incitme kimseyi…
Dilerim dünyaya geliş nedenini sen çabuk bulursun.yolun acık olsun….
iCLaL Aydın – Kar Siiri
Karlı bir aksamdı Ankara da
Son kez elele yürümüştük
Bitmesin istediğim yola kısacık beraberliğimizin bütün anılarını sığdırmıştık…
Yazarsın bana demiştin bende yazarım sana sık sık,
Ağlıyordum,
Sen görmeyesin diye kaldırmıyordum başımı
Elimi daha sıkı tuttun
Anlıyordum
Bu ayrılığa dayanmıyordu kalbim…
Öğrettiğim çiçek adlarını unutma dedin,
Kelebekleri kitap arasında kurutma,
Sık sık fotoğraf çektir yolla bana,
Kitaplarım sana emanet, incitme kimseyi, kin büyütme kalbinde beni bekle…
Yol bitti gidiyordun artık,
Gittin!
Sokakta gördüklerimi filmdeki aktörleri sen sandım bir süre,
Kin büyütmedim kalbimde söz vermiştim sana diye,
Kitaplarını okudum kelebeklere dokunmadım,
Öğrendiğim çicek adlarına yenilerini ekledim,
En çok fesleğeni, çoban heybesini, aksam sefasını sevdim.
Seni beklerken çok sey öğrendim,
Yolunu gözlediğim, sevdiğim ilk adam
Nasılsa bulacaktır seni diye her görüşümde aynı güçle seslendim;
Uçak babama selam söyle,
Beni kötü rüyalarımdan uyandıran, sevdiğim ilk adam bir bilsen!
Seni nasıl özledim.
Kar yağıyor şimdi otuz yaşım bitti.
Kitapların bende, kelebekler gibi kar taneleri,
Kendi yolumda yürürken hiç unutmadım o cümleyi;
Selamını aldım babacığım
Kin büyütmedim kalbimde,
Küçük kızının gözleri;
Hala senin çiceklerinde.
Uçak!
Babama selam söyle….